Öne Çıkan Yayın

Nazım Hikmet / CEVAP

  CEVAP  O duvar o duvarınız,                 vız gelir bize vız! Bizim kuvvetimizdeki hız, ne bir din adamının dumanlı vaadinden, ne de bir...

16 Haziran 2021 Çarşamba

Attila İlhan / İhtiyarlar Balladı

🎨 Albert Anker, 1886


İhtiyarlar Balladı


onlara ün mü gelir bazı ses mi duyarlar

yumuşak bir kedere ufalır bakışları

idam mahkumlarıdır aslında ihtiyarlar

ölüme koşullanmış bütün davranışları

yorgun öksürükleri oturup kalkışları

yaşayıp durmaktan gizlice utanırlar

her gece artık gitmek vaktidir sanırlar

geçmiş günlerinden bir destek aranırlar

uysal bir gülümseme tek sızlanışları

idam mahkumlarıdır aslında ihtiyarlar

ölüme koşullanmış bütün davranışları


yolculuk sabaha mı yoksa akşam üstü mü

aylardan bu ay mı günlerden acaba ne gün

yılan gibi çöreklenmiş bu boğuk kördüğümü

çözebilirsen çöz çözememekten üzgün

kaç kere hesabını çıkarırlar bir ömrün

şu yağmurlu güz dünyadaki son güzü mü

bir daha yiyecek mi yediği şu üzümü

ya uykuda giderse söylemeden son sözünü

ölmek var mı farkına varmadan öldüğünü

yılan gibi çöreklenmiş bu soğuk kördüğümü

çözmeye uğraşırlar çözememekten üzgün


bakılan her resim bütün bir ömrü saklar

ellerini kaldırsalar yıllar dökülüşür

birazdan yalıda sanki buluşacaklar

bir yerde saat çalsa o sevgili görünür

umut heykeli midir ay ışığı örtünür

bir pencere açılsa unutulmuş şarkılar

çocuk bahçelerinden nasıl yankılanırlar

kalkan her vapurda giden bir yolcu var

gönderilen her mektup onları götürür

idam mahkumlarıdır aslında ihtiyarlar

sabahtan akşama her gün kaç kere ölür


Attila İlhan

14 Haziran 2021 Pazartesi

Lao Tzu / İçgörü

 

🎨 John Collier / Firavun'un Hizmetçileri, 1883


İçgörü


Zihnimde tevazu varsa

büyük yoldan yürürüm.

Kibirdir

tek korkum.


Büyük yol alçak ve düzdür

ama insanlar dağlardan geçen kestirmeleri sever.


Saray ihtişamla dolu

tarlalar ayrık otlarıyla

ambarlar hiçbir şeyle.


Takıp takıştıran süslü insanlar,

silah taşıyan,

çok içip çok yiyenler,

çok şeyleri, çok paraları olanlar:

Utanmaz hırsızlardır.

Şüphesiz, yol değildir

onların yolu.


Lao Tzu

12 Haziran 2021 Cumartesi

Ataol BEHRAMOĞLU / BENİ BİR YAZA GÖMDÜLERDİ BİR ZAMAN

 

BENİ BİR YAZA GÖMDÜLERDİ BİR ZAMAN


Beni bir yaza gömdülerdi bir zaman

Her yer olabilecek bir kuytulukta

Bir kadın vardı bir balkonda

Sesinde yaralı bir gül olan

Hayat ve mevsimler aynı şeydi

Uyku kadar derin bir suda boğulurken

İlkbahar kekeleyerek geldi

Kırık çocuk gülüşlerinden

Deniz oracıktaydı ve buğusu

Eriyorken havada sesler

Her şeyin bir büyü oluşturduğu

Gizemli kokular ve gülüşler

Beni bir yaza gömdülerdi bir zaman

Annem olan bir sessizlikte

Belki de onun kalbidir açan

Derin bir gülün içinde


Ataol BEHRAMOĞLU

Akgün Akova / Delinin Ölümü

 

Delinin Ölümü


ölüm diye mırıldandı gün boyu

sonra duru duru sustu hep

yalan yok, onunla dalga geçtik

nerden bilirdik ki

sıcak bir kumru ölüsü gördüğünü

hem öyle pek eski değil, dün öğle üstü

ardından gök çıldırmış, bunu gören yok

deyin ki yıllardır bir periye aşk dokurdu yeşimle

enikonu balkonunu cin çarpmıştı, duyardık

daha kötüsü kedisi de düşmüştü damdan

düşmüştü de kalmıştı dokuz canına hayret

bir gezgin çoban yıldızını bırakmış eline, söylerdi

nicedir o yıldız çakardı ela gözünde


bir periye aşk dokuyordu hiç usanmadan

aslanağızları geçiyordu, iğneler, dervişler

fırdöndüler, koyun postları, kor bir yelek

simli gelin telleri, tut ki rüzgar gülleri

ölüyordu

yanında duruyor, garipsiyorduk

bir delinin de kumru gibi ölebileceğini


Akgün Akova

11 Haziran 2021 Cuma

Antonio MACHADO / DAĞ KELEBEĞİ


DAĞ KELEBEĞİ


Sen değil misin, kelebek,

şu kimsesiz dağların canı,

derin uçurumları ile

sivri tepelerinin? 

Sen doğabilesin diye

büyülü değneğiyle

taş fırtınalarına, emretti bir gün

durup susmalarını bir peri

ve zincirlendi o dağlar birbirine

sen uçabilesin diye.

Portakallı karalı,

esmer ve altın rengi,

dağ kelebeği,yabangülü üstünde

kat kat kanatçıkların, ya konar kalkarsın

oynaşarak güneşle, ya da bir günışını

üstünde çarmıha gerilmiş.

Dağ kelebeği,

kırların tepelerin kelebeği,

rengini resme dökemez kimse senin; yaşarsın

onu ancak sen ve kanatların

havada, güneşte, yabangülünde,

öylesine özgür ve öyle tatlısın ki

Juan Ramon Jimenez Fransisken lirinin tellerini

senin için okşar usul usul.


Antonio MACHADO

Arif Damar / Güney Hastalığı

 

Güney Hastalığı


Ben dostum vaktiyle bir güney şehrine gittim,

Yanımda – sevince öyledir! – dünyanın en güzel kızı vardı,

Ama neyleyim ki içimde yine o garip sızı vardı,

Sonunda, o güzel günlerimi berbat ettim.


Eylüldü dostum, aylar içinden Eylüldü,

Ateşi düşmüştü artık hummalı kalbimin,

İyileşmiştim dostum, sonra o akşam üstlerinin

Her saati bir altın yaprak olup döküldü.


Uzanmıştım boylu boyunca güney düşüncesine,

Bilirsin aşk havaları insanı sarhoş eder,

Bir şarkı tutturur insan, ezberler gider,

Gariptir, inanır böylece, vurulur kendi nağmesine.


Ben de akıp gidiyordum gökyüzü üstünden,

Bir Güney denizi, bir güney güneşi ki, bilemezsin,

Yalnız olamazsın elbette, orada yalnız olamazsın,

Biz de içiyorduk sarhoş oluyorduk aynı kadehten.


Hâlâ nasıl özlerim bilir misin, bir akşamı her akşam,

Antalya deyince bir portakal düşer,

Ah, bilemezsin hâlâ, o hatıra güneşler,

Yalnızlığının karlı vadisinde dinlenen adam.


Orada güneyde eski bir şehir görmüştün dostum,

Yıkık tiyatrosu kalmıştı, yüzyıllardan yüzyıllara,

Bu şenlik yerinden denize baktıktan sonra,

Demiştim ki: “Ey yitik şehir, sana benziyorum!”


Bilgelik sanacaksın, dinleyince sözlerimi,

Bu şehrin eski haline benzer geçen aşklarımız,

Sonra yıkık duvarlarımızla kalakalırız yapayalnız,

Bu şehirden umduğumuzu alır götürür bir gemi.


Ve oynadığımız, şenlendirdiğimiz o coşkun alan,

Bakakalır, otlar arasından melil mahzun,

Sonra dağlardan bir hava iner gelir, uzun uzun,

Eylül rüzgârını yeniden kokladığımız zaman.


Ah, güney deyince bir yaprak kopar içimden,

Denizlere mi gider bilinmez, bilinmez bir yere gider.

“Gönül şen değil”, feryadınca âhü vah eder,

Toplanmış nice türküler gider peşinden.


Bir ağacı uyur görürseler, uyandırmasınlar,

Güneyde kalmış böyle güzel ağaçlar vardır,

Duldasında bir an dinlendiğimiz o ağaçlardır,

– Herşeyi o ağaçlar bilir dostum, o ağaçlar bilir! –

Biz yaprak misali olduk artık, bize birşey sormasınlar.


Arif Damar

10 Haziran 2021 Perşembe

William Shakespeare / SONE 2

SONE 2


Kırk yılın kışı, güzel alnını kuşattı mı,

Kapladı mı yüzünü derin çukurlar artık,

Gençliğinin kibirli, süslü giyim kuşamı

Beş para etmez olur, hırpani yırtık pırtık:

O zaman sorarlarsa güzelliğin nerdedir,

Dinç ve şen günlerinin hazinesi ne oldu;

Dersen yuvalarına çökmüş şu gözlerdedir,

Bencillik utancıyla israfa övgüdür bu.

Kavuşur güzelliğin çılgınca alkışlara

“Benim güzel çocuğum beni kurtarır,” dersen

“Ve yüzümü ağartır ben yaşlandıktan sonra.”

Güzelliğinin onda sürdüğünü göstersen.


O, sen yaşlandığında yeniler varlığını,

Soğuktan donan kanın duyar ısındığını.


William Shakespeare

(İngiltere, 1564 – 1616)

Türkçesi: Talât Sait Halman