Öne Çıkan Yayın

Nazım Hikmet / CEVAP

  CEVAP  O duvar o duvarınız,                 vız gelir bize vız! Bizim kuvvetimizdeki hız, ne bir din adamının dumanlı vaadinden, ne de bir...

26 Ağustos 2018 Pazar

İSTANBUL ~ Vedat TÜRKALİ

Görsel: Remzi Taşkıran - İstanbul - Yağlıboya Resim

İSTANBUL
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen 
Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
İpek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakalarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın 
Vedat TÜRKALİ

YARIN ERKENDEN ~ Victor HUGO

YARIN ERKENDEN
Yarın erkenden kırlar ağardığı zaman
Gideceğim... biliyorum beni bekliyorsun bak,
Geçip gideceğim dağlardan, ormanlardan
Daha fazla kalmayacağım senden uzak.
Gözlerim düşüncelerime saplı yürüyeceğim,
Duymadan hiçbir haber, hiçbir şey görmeden,
Yalnız, kimsesiz, birbirine kenetli ellerim
Gideceğim, farkı yok gündüzümün gecemden.
Ne uzaklarda Harfleur'ü saran perdelere
Bakacağım, ne de inen altın renkli akşama
Kavuşunca bir bağ yeşil çoban püskülü ve
Bir çiçekli funda koyacağım mezarına.
Victor HUGO

BU NASIL SONBAHAR?.. ~ Attila İLHAN

Görsel: Remzi Taşkıran tarafından. Yağlıboya Resim - İstanbul -

BU NASIL SONBAHAR?..
böyle sonbahar mı olur
tadı kalmamış
eylül akşamlarını fena boşaltmışlar
ne o kızlar hani
varla yok arası
bir tebessüm gibi
hayalimizde yaşar
sinemadan çıkmışız
yağmur başlamış
ne vahim
bir korkunun birden anlaşılması
beyoğlu'nda karartma
eflatun tramvaylar
o gizli hüzünler ki
hiç anlaşılmamış
böyle sonbahar mı olur
yüreği titremiyor
asfalt beton ve cam her tarafı otomobil
bilançoda bir rakam
çektiğimiz acılar
bitmesiyle bir oluyor aşkların başlaması
telefonda bozdurulup
duygular kirleniyor
mavi mora dönüşmüş
sarılar çoktan yeşil
yanlış ama kim biliyor
bir de bu var
yaşamak
doğruların yanlışlarda aranması
boğaziçi'nde sis
unutulmuş vapurlar
Attila İLHAN

NASİHATLER ~ Charles BUKOWSKİ

NASİHATLER
yeniden patlarken rüzgar denizden
toprak isyan ve kaosla lekelenirken
dikkatli kullan seçenek kılıcını
unutma
5 yüzyıl
veya 20 sene önce bile
asil denebilecek şeyler
şimdilerde daha ziyade
boşa harcanmış eylem oluyor
bir kez yaşanıyor yaşam,
oysa bir dolu şansı var tarihin
insanların aptallığını kanıtlayabileceği
öyleyse dikkatli ol derim
asil görünen herhangi bir
ideal
niyet
ya da eylem konusunda
bu ülkeden yana ol ya da aşktan
veya sanattan, sakın kapılma anın yakınlığına
yada koparılmış çiçek gibi kuruyacak bir
güzelliğe
ya da devlete;
aşk, evet, ama evlilik görevi gibi değil, ve gözün açık olsun
kötü gıda ve aşırı çalışmaya;
bir ülkede yaşaman gerekir, evet,
ne var ki aşk ne kadının düzenidir
ne de ülkenin;
acele etme, ve iç gerektiğince
ki kalabilesin yarına
çünkü içki, içenin yeni
bir yaşama şansına
ulaştığı bir
yaşam tarzıdır, dahası, derim ki
mümkün olduğunca yalnız yaşa;
çocuk yap yapacaksan
ama büyütme zahmetinden kaçınmaya
çalış; bedenindeki
yada ruhundaki
canı almaya çalışmadıkça düşman
sesli yada fiziksel
küçük tartışmalara girme,
sonrada öldür gerekiyorsa;
ve ölmek zamanı geldiğinde
bencil olma;
masrafsız olduğunu düşün
ve gittiğin
yeri;
ne utanç izi olsun ne başarısızlık
ne de bir
hüzün çağrısı
patlarken rüzgar denizden
akıp
gider zaman
yumuşak huzurla yıkayarak
kemiklerini
Charles BUKOWSKİ

KUNDAK ~ Nihat BEHRAM

Fotoğraf: by Özay Özmen

KUNDAK
Boyun eğmiş olarak
ya da suskun, silik, uzlaşmış
çekip gitmek istemem bu karanlık alemden..
Alınmamış öcün duygusu bu,
sorulmamış hesabın,
gecesinde gündüzünde dişler durur insanı...
işte yine o duygunun
kefenden daha soğuk örtüsü altındayım..
Ölmek istemem açıkçası
O örtüyü yırtmadan ...
Yaşarken, içimdeki ateşi saçarak yaşamalıyım.
Doğduğu gün tutunduğu ışığı
kıran, çelmeleyen tuzaklar karşısında
insanı ancak kavgası yatıştırır,
sıyrılıp canında sınanmış acılardan
karanlığa karşı söndürmeden taşımak içindeki ateşi...
Korkak da yılgın gibi kirlidir benim için ...
Ne teslim ne ihanet,
ne zulüm ne kölelik ...
Başkaldırmış olanın mirascısıyım ...
Binlerce sızının bağrında bilediğim bu çığlık
tutuşmak için sabırsızlanan
yaşama sevincinin sesidir ...
Aydınlığın özlemi solumalı sesimden kendi sesini ...
İnsanı kulu kılan her şeyin kundakçısıyım ...
Öcüm var, sorulacak hesabım.
Kolu olan savursun ne bulursa üstüne,
benzin, fitil, çivilenmiş kutular,
hayatı karartanların ...
Geçtiğim her sokakta,
manşetinde aldığım her gazetenin
zorbalık ve sinişin,
talan ve yoksulluğun yankılandığı
bir dünyanın can çekişen bakışları var ..
Başka çare kalmadı,
ne bulursam üstüne bu karanlık alemin
savuracağım...
Avuçlarımda çıralar, kıvılcımlar... yüreğim,
barut, dinamit, zehir ...
Kanım böyle ısıtmalı gövdemi,
atacaksa böyle atmalı nabzım ...
Böyle direndim ayrılık günlerinde,
sevdiklerimle böyle kucaklaşmalıyım ...
Durulmayı özleyen ırmaklar için,
filizin şarkısıyla dokuduğu dallarda
yuvaları dağıtılmış sakalar,
kahır dolu bakışlar, ağıtlar için,
süzgün gözleri için yoncaları kurutulmuş tayların,
korkutulmuş gülüşler, küskün anışlar için,
sevda için, aşk için yaşamalıyım ...
Dorukların rüzgarından köz alıp, yalanın inadına,
mazluma zincirle, kırbaçla saldıranların inadına,
yavruları diyar diyar göçer olmuş analar için,
başağı yağmalanmış tarlalar,
deşilmiş, mayınlanmış çayırlar için,
kanlı pusuların, talanın inadına, yangınlar başlamalı.
Nankörün, hilekarın, arsızın kuşattığı değil,
üzülen, seven, acıyan, insanların savunduğu
bir dünyamız olmalı ..
Başka çare yok, yangınlar başlamalı ardı ardına ..
Zalim, saklanacak karanlık bulamamalı ...
Öyle ki, gökyüzü bile çıldırsın sevincinden
alev alev kanatlanan yangınlar karşısında
bir ucundan bir ucuna ufkun, sancılanıp,
yıldırımlarla dünyayı alkışlasın.
Sabahı sabah gibi solumak istiyorum,
güveni güven, merakı merak,
güzü güz, baharı bahar olarak ..
Dokunup koklamak istiyorum büyüdüğüm şehrimi,
gençlik günlerimi şarkılar söyleyerek aramak ..
Çocuğum dönüşümden kaygılı gözlerle bakmasın istiyorum
giderken arkamdan, bu beni kahrediyor ..
Babamın bir ömür boyu yüreğinde koruduğu incelik
yaralanmamalı,
aldatılsam da aldatmayacağım, ona sözüm var,
bu borcu ödemeden nasıl yaşarım?
Yoksul da olsalar, onurlu insanlar doldursun sokakları..
Aşkın da ayrılığın da içten yankılanan
sahici şarkıları duyulsun ...
Bölüşmek isteğinin tomurcuğuna uzanamasın kimse
koparmak için ..
Yanılmak korkunç olmasın,
ürkmesin birbirinden insanlar.
Yangınlar başlamalı başka çare yok ...
Düşlerimi karartacak kadar koyulaşan bu karanlık
dağılmalı ..
Durmalı ekrandaki o yılışık uluma,
o çürüyüş, o şımarık saltanat,
azdıkça yaygınlaşan kabalık, kalpazanlık,
o sahte kahkahalar ..
Kanlı dişleri tırnaklarıyla
aşımızda, düşümüzde yuvalanan
seçkinler sürüsü efendiler, çetebaşları
ve onların el pençe kapıkulları,
şen şakrak soytarıları kadar
köleliğin prangası o sessizlik de
kül olup ufalanmalı.
Kolu olan ne bulursa savurmalı üstüne
bu karanlık alemin,
mazot, moloz, ateşlenmiş paçavra,
katran, zift, cam kırıkları...
Alçaklık kimsenin yanına kar kalmamalı ..
Hırsız ki işini hüner sayacak kadar pervasız,
katil ki katlettikçe katmerleşiyor,
yağması şımartıyor yağmalayanı,
nasıl başka çare aranır?
Ey dünyanın sahibi,
onu sen buldun, söndürme elindeki ateşi,
tutuştur ufkunu karartan kara perdeyi,
kaderini değiştir!
Nihat BEHRAM

25 Ağustos 2018 Cumartesi

BİR HAZİN HÜRRİYET ~ Nazım Hikmet RAN

BİR HAZİN HÜRRİYET

Satarsın gözlerinin dikkatini, ellerinin nurunu, bir lokma bile tatmadan
yoğurursun
bütün nimetlerin hamurunu.
Büyük hürriyetinle çalısırsın el kapısında, ananı ağlatanı
Karun etmek hürriyetiyle hürsün!
Sen doğar doğmaz dikilirler tepene,
işler ömrün boyunca durup dinlenmeden yalan
değirmenleri,
büyük hürriyetinle parmağın şakağında düşünürsün vicdan
hürriyetiyle hürsün!
Başın ensenden kesik gibi düşük,
kolların iki yanında upuzun,
büyük hürriyetinle dolaşıp durursun,
işsiz kalmak hürriyetiyle hürsün!
En yakın insanınmış gibi verirsin memleketini, günün birinde, mesela,
Amerika'ya ciro ederler onu seni de büyük hürriyetinle beraber,
hava üssü olmak hürriyetiyle hürsün!
Yapışır yakana kopası elleri Valstrit'in, günün birinde, diyelim ki,
Kore'ye gönderilebilirsin, büyük hürriyetinle bir çukura
doldurulabilirsin, meçhul asker olmak hürriyetiyle hürsün!
Bir alet, bir sayı, bir vesile gibi değil insan gibi yaşamalıyız dersin,
büyük hürriyetinle basarlar kelepçeyi,
yakalanmak, hapse girmek, hatta asılmak hürriyetinle
hürsün
Ne demir, ne tahta, ne tül perde var hayatında, hürriyeti seçmene lüzum yok
hürsün.
Bu hürriyet hazin şey yıldızların altında.
Nazım Hikmet RAN

MUHAYYER ~ Attila İLHAN

MUHAYYER
önemli gizli boyutlarıyla yeryüzündeki yaşantımız
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
söylediklerimizle değil söylemediklerimizle varız
o gün ki ölümün perdesine yapayalnız yansırız
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
bir incesaz ki süreklidir yaprak döken korularda
çılgınlıkları oluşturur en çapraşık duygularda
büyük çıkmaz akla gelip de sorulmayan sorularda
bazı insan içten içe düşünür hesaplar da
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
üflediği sustuğumuz tutkuların düşlerimizi çok çadır
çocukluktan çıktığımızı sanmak aslında çocuk çadır
gerçi gençlik bir uçta yaşlılık bir uçtadır
birleştikleri gerçek o müthiş sonuçtadır
ne kadar azdır yaşadığımızdan yaşadığımızı sandığımız
Attila İLHAN

YALNIZLIKLAR 21.~ Hasan Ali TOPTAŞ

YALNIZLIKLAR

21.
Her şey bir yalnızlık giydirir sırtımıza
geçip giderken,
durup dururken ya da,
bakıp durur, söyleyip durur,
gülüp dururken.
Kır kahvesindeki masanın yalnızlığı çıkar
cebinizden bakarsınız,
ben dökülürüm yalnızlıklarımla bakışlarınızdan,
dökülürüm de aynalarınız kör kuyulara benzer
siz baktıkça.
Bakarsınız bir çocuğun yokluğu elinizden tutmuş
lunaparka sürüklüyor sizi.
Belki de bir türkünün yalnızlığıdır dünkü yüzünüz,
adımlarınız bir sokağın.
Her şey bir yalnızlık giydirir sırtımıza;
ve giyinmek yalnızlıktır.
Hasan Ali TOPTAŞ

24 Ağustos 2018 Cuma

JOHANN WOLFGANG von GOETHE - Faust -GÖKTE ÖN KONUŞMA

JOHANN WOLFGANG
von GOETHE
- Faust -


GÖKTE ÖN KONUŞMA
Tanrı, gök sakinleri ve mefisto
Üç büyük melekler öne geçer

   Üç büyük meleğin biri: Güneş, eskiden olduğu gibi, kardeş
kürelerin yarışan ahengi içinde ses veriyor ve kaderin kendisine
çizdiği yolu gittikçe gürleyen bir hızla tamamlıyor. Kimse güne-
şin derin anlamını bilmese de, onun güzelliğini seyretmek melek-
lere kuvvet veriyor. Kavranılmaz yücelikteki eserler, yine ilk
günkü gibi görkemli!
  Üç büyük meleğin ikincisi: Yeryüzü de bütün güzelliği ile ve
inanılmayacak kadar çok hızlı dönüyor. Cennetin aydınlığı ile
gecenin derin ve korkunç karanlığı birbirini kovalıyor. Deniz, ka-
yaların dibinden geniş akıntılar halinde köpürüyor ve kürelerin
sonsuz derecede hızlı hareketiyle, kaya ve deniz beraber sürükle-
niyor
  Üç büyük meleğin üçüncüsü: Fırtınalar denizden karaya, ka-
radan denize doğru birbiriyle yarış ederek gürlüyor ve etrafların-
da oluşturdukları etkiler bir zincir meydana getiriyor. Gök gürül
tüsünün önünden bir şimşek gibi saldırıp çakıyor. Fakat Tanrı-
mız, senin elçilerin, günün mutlu akışını yücelterek seyrediyor-
lar.
  Üç melek beraber: Kimse derin anlamını bilemese de, onun
güzelliğini seyretmek meleklere kuvvet veriyor ve senin bütün
yüce eserlerin ilk günkü gibi görkemli bir şekilde duruyor!
  Mefisto* : Tanrım, yine bize yakınlık gösterip halimizi sordu-
ğun ve beni genel olarak görmekten memnun olduğun için, bu
kalabalığın içine ben de karıştım. Beni affet. Herkes benimle alay
edebilir ama ben yine de parlak sözler söyleyemem. Eğer gülme-
yi unutmamış olsaydın, benim laf ebeliğime sen de gülerdin. Gü-
neşlerden ve diğer dünyalardan söz açamam. Ben, yalnızca insan
ların kendilerini nasıl azaba soktuklarını görüyorum. Dünyanın
küçük Tanrısı da ilk günkü gibi acayip bir halde. Eğer ona göğün
sığından bir zerre vermemiş olsaydın, biraz daha iyi yaşayabilir
di. O, bunu "akıl" olarak niteliyor ve onu sadece, her hayvandan
daha aşağı seviyelerde yaşamak için kullanıyor. İzninizle hemen
söyleyeyim; o bana, sürekli uçan, uçarken de o eskimiş türküsü
nü söyleyen uzun bacaklı ağustos böceği gibi gelir! Burnunu sok-
madığı pislik yoktur!
  Tanrı: Bana söyleyecek başka hiçbir şeyin yok mu? Sen her şe-
yi sürekli şikâyet mi edersin? Dünyada beğendiğin bir tek şey bile
yok mu?
  Mefisto: Hayır efendim! Orasını, her zaman olduğu gibi, yine
de kötü buluyorum. İnsanlara, kara günlerinde acıyorum. Onla
ra çok acıdığım için eziyet bile edemiyorum
  Tanrı: Faust'u tanıyor musun?
  Mefisto: Şu doktoru mu?
  Tanrı: Kulumu
  Mefisto: Gerçekten, o size özel olarak hizmet ediyor. Deli
Uzaktakilere çok güçlü bir özlem duyuyor. Deliliğinin biraz far
kında. Gökten en güzel yıldızları, yerden de en üstün zevkleri is
tiyor. Bütün uzaklar ve yakınlar onun heyecanlı ve çırpınan kal-
bini tatmin etmiyor.
  Tanrı: O bana şimdi zihni karışık olduğu halde hizmet ediyor
onu yakında açıklığa kavuşturacağım. Bahçıvanlık yapan
lar bilir ki, eğer fidan yeşerirse, ileriki yıllarda onu çiçek ve mey-
veler süsleyecektir.
_____________________________
*Bir yönüyle şeytana benzeyen ama tam şeytan olmayan bir varlık. O, 
aynı zamanda Azrail’e ve cinlerin en kötülerinden olan ifrite de benzemektedir.
  
   Mefisto: Neyine bahse girersiniz? Onu, yavaş yavaş kendi yolu-
ma doğru yönlendirmeme izin verirseniz bu bahsi kaybeder siniz.
  Tanrı: O, dünyada yaşadıkça bu işten kesinlikle yasaklanma
yacak ve uzak tutulmayacaksın. İnsan yaşadığı ve araştırıp çalış
tığı sürece yanılabilir. (İnsan yaradılıştan iyi mi, yoksa kötü mu?
Goethe, insanın iyi ve dolayısıyla kurtuluşa ermeye layık bir var-
lık olduğunu savunuyor)
  Mefisto: Bu konuda size teşekkür ederim. Olûlerle hiçbir za-
man severek ilgilenmedim. En çok sevdiğim şey de taze ve dol-
gun yanaklardır. Cenaze için ben yokum. Benim halim, kedinin
fare karşısındaki hali gibidir.
  Tanrı: Peki, öyle olsun! Onu sana bırakıyorum. O ruhu asıl
kaynağından çek, eğer yakalayabilirsen ve etkili olabilirsen ken-
di yoluna yönelt. Sonunda iyi bir insanın belirsiz çabalarıyla doğ.
ru yolu bulabileceğini itiraf etmek zorunda kalarak karşımda
mahcup ol! (Tanrı ve şeytan böylece iddiaya girmiş oluyorlar!...)
  Mefisto: Tamam, pekala! Bu iş fazla uzun sürmez. Tuttuğum
bahisten hiç korkmuyorum. Eğer amacıma ulaşırsam, zaferle
göğsümün kabarmasına müsaade etmeni beklerim. Yeğenim de
o meşum yılan gibi, severek toz ve toprak yiyecektir.
  Tanrı: Sen o zaman da karşıma serbestçe çıkabilirsin. Senin gi-
bilerden hiçbir zaman nefret etmedim. İnkarcı ruhlar içinde beni
en az üzen ifrittir. İnsanın çalışması zamanla kolayca yavaşlayıp
gevşeyebilir. İnsan biraz çalışıp yorulunca hemen dinlenmek is-
ter. Onun için yanına, onu çalışmaya teşvik edecek arkadaş ola-
rak birisini veriyorum.
  Ama sizler, şu mavi gökyüzünün temiz insanları, canlı ve zen-
gin güzelliklerin zevkine varınız. Sizi sonsuza kadar etkileyecek
olan bir oluş, kollarıyla sizi kavrıyor.
  (Gök kapanır ve büyük melekler dağılır.)
  Mefisto: Bazen Tanrı'yı görmeyi sever ve onunla bozuşmaktan
da özenle sakınırım. Büyük Tanrı'nın şeytanla böyle, bir insan g
bi konuşması ne hoş bir şey!

23 Ağustos 2018 Perşembe

YALNIZLIKLAR 22. 23. 24. ~ Hasan Ali TOPTAŞ

YALNIZLIKLAR

22.
Ben sizsizliği yalnızlık sanmıştım her keresinde.
Laleleştirilmiş bir lale açmıştı o gün yastığımızda,
gözleri çırılçıplak bir arzu'ydu güler' ken;
ve biz bedeni küçülmesin diye
adını almıyorduk ağzımıza.
Öpe öpe büyütmüştük çünkü onu;
öpe öpe geçmiş
ve gelecekten.
Çünkü her zamanki gibi,
şimdi, şimdide değildi.
Teninde Akdenizler yanıp sönen
esmer bir ırmaktı zaman;
dokundukça köpürüyordu sularına,
suları dillendikçe inliyordu
ve bir dişe batıyordu her yer
bir düşe ...
Derken, ırmak alıp götürüyordu ikimizi
İşte, diyorduk suların ateşi,
işte kalçası, işte ayak bilekleri,
işte dizi.
Sonrası, çınlayan bir doğallıktı
yanlış yazılmış semada.
Şimdi sen,
camlarda birbirini gagalayan krlangıç çığlıkları
vardıysa o gün,
kapılar yumduysa gözlerini
ve çarşaflar gizli birer destandıysa henüz,
onları söyle.
Üç nasıl akarmış bire,
nasıl çıkılırmış temizliklerden soyuna soyuna
bir yüce kire
hiç söyleme.
Dışarısı hala kör çünkü,
hala sağır
ve yüzler hala kekeme.
Dışarısı tıklım tıklım bakkal hesabı;
-ki, yalnızlık hesaplılıktır.biraz da.

23.
Gece gündüz seninle gezer yalnızlık;
adımlarının önünde düşlediğin
adımlarındır kimi zaman.
Biraz sonradır yani;
sen buradayken
mutfağa gidip sana dönen sendir.
Kapıyı kilitledimi’dir yürüdükçe,
musluğu kapattım mı’dır.
Ya da kollarının salınımında
bir afişin rengini duymaktır ansızın
bir tekerleğin ağırlığını
ayak izlerinde görmektir.
Yalnızlık düşen bir bardak sesidir
dönüp baktığın
kırılan şarap şişesidir ya da
ağzındaki cümleyi kana bulayan.
Yalnızlık hadi gidelim’dir çoğu kez,
hadi n’olursun.

24.
Yalnızlık tutkularda gezer çoğu kez;
kör kütüğünden sırılsıklamı na,
zil zurnasından akla yatkınına kadar bütün
tutkularda.
Çünkü aklın,
her şeyi tutkuya dönüştürmek gibi
tuhaf bir köyü vardır;
ve tutkular,
insanı tutmaya yarayan en eski kulplardır
- ki, birini göğe çıkarır
ya da yere batırırken
çoğunlukla oralardan tutulur.
Bu yüzden,
önce tutkuları öğrenilir insanın,
sonra tutkuları unutulur.
Tutkular ki,
görüntümüzün yüzüne yeniden çizerler bizi;
atacağımız adımları sözgelimi,
ayaklarımızı, aklımızı, ya da ellerimizi.
Gündüz onlarla gündüzdür gözümüzde,
gece onlarla gece.
Bir devizdir onların üstünde,
bir cüce.
Tutkular ki,
içimizin içinde oturan en büyük sahiplerimizdir;
yüzümüzü yüzlerine
kendi ellerimizle giydirdiğimiz.
Hasan Ali TOPTAŞ

AÇIL TOPRAK AÇIL ~ Bedri Rahmi EYÜBOĞLU

AÇIL TOPRAK AÇIL

Açıl toprak açıl
Kurulsun sofralar!
Boğazına kadar öze boğulsun tohum
Çatlasın bereketinden dağlar
Gözümüz gönlümüz doysun.

Açıl toprak açıl
Boy atsın birden yoncalar döne döne
Batırsın köklerini çınar kana kana
Serin köpüklü usare kuyularına.

Açıl toprak açıl
Bağrinda gün görmemiş bir sürü bahar
Bizim bir tutamı yeşermedik bahçelerimiz var
Toprağın altında el değmedik kız gibi
Mevsimlerin var bekleşip durur
Üstünde bahara hasret gidenler var ne buyrulur?

Açıl toprak açıl
Yabani incirin dallarına süt yürüsün
Bize meyvelerini dirhem dirhem sunan
Emektar ağaçlarından özünü
Piç fidanlardan meyveni esirgeme.
Açıl toprak açıl!
Bire on veren başak bin versin
Bize gölgesinden başka
Verecek şeyi olmayan kısır dallar;
Yepyeni meyvelerle bezensin.
Açıl toprak açıl
Donansın bahçeler
Toprağın altında yakası açılmadık bir sürü bahar
Üstünde bin baharı bir anda taşıyacak
Tosun gibi ağaçlarımız,
İştihası yerinde bahçelerimiz,
Maşallahı alnının ortasinda yazılı
İneklerimiz var.
Açıl toprak açıl!
Ver Allahım ver!
İnsanoğlu bir baş soğanla
Bir dilim ekmeğe değer.

Açıl toprak açıl dedik açılmadı
Toprağın altında mühürlendi kapılar
Tohumların ağzını bıçaklar açmaz oldu
Boyu devrilesi bir bahara kadar.

Açıl toprak açıl dedik açılmadı
Mevsimler
Henüz doğmamış sâbilerin rızkıdır dediler,
Toprağın altında ne var ne yok kilitlediler
Sâbiler doğdular, büyüdüler
Acıktılar
Evvelâ tırnaklarını
Sonra da birbirlerini yediler
Açıl toprak açıl dedik açılmadı
Senin anlayacağın
Toprak bizi doyurmadı.
Bedri Rahmi EYÜBOĞLU

JOHANN WOLFGANG von GOETHE ~ Faust (Sunuş - Müdür, Tiyatro Şairi ve Şen Adam)


JOHANN WOLFGANG
von GOETHE
- Faust -


Sunuş
Gençliğimde bana görünmüş olan belirsiz şekiller, yine yakla-
şıyorsunuz. Acaba bu defa sizi tutmayı denesem olur mu? Kal-
bimde hala o şüpheye karşı bir eğilim var. Yine üşüşüyorsunuz
Peki öyleyse! Sis ve duman içinden yükselip bana hükmedin ba
kalım!
Gençliğimde, kafilenizin çevresinde esen büyülü nefesten
içim titremişti. Şimdi de aynı şeyleri hissediyorum
Bana sevinçli günlerin görüntülerini getiriyorsunuz. Bazı yüce
gölgeler belirgin hale geliyor: Ayrıca ilk aşkın ve ilk dostluğun iz-
leri de sanki eski ve kısmen unutulmuş bir masal gibi gözümde
canlanıyor. Hayatın sanki dehliz gibi olan kıvrımlı akışından do-
layı sızlanışlar tekrarlanıyor ve güzel saatlerin mutlu hayalleriyle
avunarak benden önce ölmüş o iyi insanların adları anılıyor
lk şarkılarımı dinlemiş olan ruhlar artık sonrakileri işitmiyor-
O eski dost kafilesi şimdi toz toprak olmuştur ve ne yazık ki
ilk yankının sesi de sönmüştür!
Artık ıstırabım hiç tanımadığım bir kalabalığa sesleniyor. On-
ların övmeleri bile içimi burkuyor. Şiirlerimden zevk almış olan
bazıları da, eğer yaşıyorlarsa, dunyada darmadağın olmuş halde
dolaşıp duruyorlar ve içimi, o sakin ve aziz ruhlar dúnyasına ait
bir ózlem kaplıyor. Bir harp (üç köşeli bir müzik aleti) gibi uğul-
dayan türküm, belirsiz seslerle havada yayılıyor. İçim ürperiyor
gözyaşlarına boğuluyorum, o acımasız kalbimin yumuşadığını
hissediyorum. Önceden sahip olduğum şeyleri kendimden uzak-
laşmış görüyorum ve kaybolmus seyler benim için artık birer ger-
çek oluyor


Müdür, Tiyatro Şairi ve Şen Adam
Müdür: Bana üzüntülü ve sıkıntılı anlarımda pek çok kez yar-
dım etmiş olan siz ikiniz, söyleyin bakalım. Alman ülkesinde gi-
riştiğimiz işten neler bekliyorsunuz? Halkın hoşuna gitmeyi çok
isterdim. Çünkü halk yaşar ve yaşatır. İşte görüyorsunuz, direk-
ler dikilmiş, tahtalar çakılmış ve herkes bir ziyafet beklentisi için-
de. Rahatça kuruldukları koltuklarında ilginç ve şaşılacak şeyler
seyretmek isterler. Halkın ruhunu okşayacak seyleri bilmeme
ragmen hicbir zaman bu kadar zor durumda kalmamıştım. Ger-
çekte halk en iyi eserlere alışık değildir, ama pek çok şey de oku-
muştur. Nasıl yapalım da oyunumuz halk için yeni, canlı ve ho-
şa giden nitelikte olsun? çünkü elbette, bir sanatçı olarak halkın
kulübemize seller gibi aktığını ve tiyatromuzun kapısından itiş
kakış ve bağıra çağıra girmeye çalıştığını görmek isterim. Bunun
gibi, güpegündüz, daha saat dört olmadan kasaya ulaşmaya çalış-
tıklarını ve sanki kıtlık günlerinde fırınların önünde ekmek kapı-
şan insanlar gibi, bir bilet almak için birbirlerinin önüne geçme-
ye çalıştıklarını görmek isterim.
çeşitli halk yığınları üzerinde bu büyüleyici etkileri ancak sa-
ir yapabilir. Dostum, bunu, işte bugün yap!
Sair: Yüzlerini gördüğümde ilhamımı kaybettiğim o karmaşık
haldeki kalabalıktan söz etme. İstemediğimiz bir girdaba sürük-
lenmemize neden olan o kafilenin yüzunů gösterme bana.

   Beni, yalnız şair için çiçek açan ve Tanrı eliyle yaratılıp kalbi-
mize bir iyilik olan aşk ve dostluğu veren mutlu gökyüzüne gö
tür
   Ah! Kalbimizin derinliğinde doğarak dudağımızın utangaç bir
sekilde fısıldadığı, bazen başarılı bazen de başarısız şeyleri, ya
dığımız şu vahşi "an" ın zorlamaları yutuveriyor. Bir
likle içimizde yıllarca kaldıktan sonra tamamlanarak ortaya çıka-
bilir. İçimizde parıldayan şey, o an için doğmuştur. Eğer bu çok
temiz bir değerse, gelecek nesiller için saklanır.
   Şen adam: Şu "gelecek nesil" lafını duymasam bari! Ben gele
cek nesilden söz edecek olsam, şimdiki nesli kim eğlendirecek?
Bu nesil eğlenmek ister ve bunu da gerçekleştirmesi gerekir. Sa-
nıyorum, akıllı insanlar için şimdiki zaman değerlidir. Halkın
zevki güzel ve zevk verici şekilde anlatmasını bilen insanlara
nankörlük etmez! Şair de daha çok etkili olmak için karşısında
büyük bir kitlenin olmasını ister. Onun için akıllı olun ve örnek
olmaya çalışın. İnsan hayalinin güzelliğini ve düzenini akıl; anla-
ma, duygu ve ihtiras gibi bütün sesleriyle bir bütün halinde yan-
sıtın. Ama deliliği de işe katmayı unutmayın!
   Müdür: Özellikle çok olay canlandırın. Herkes seyretmeye ge-
liyor ve çok şey görmek istiyor. Seyircilerin gözlerinin önünden
onları hayrete düşürecek çok şey geçirmeyi başardığınızda dava-
yı kazandınız gitti! Artık çok sevilen adam olursunuz. Seyirci kit-
lesini ancak bol olay göstererek kazanabilirsiniz. Her seyirci, bu
yığından kendine göre ve kendiliğinden bir şeyler seçer. Dolay-
sıyla çok şey gösteren sanatçı herkese bir şeyler vermiş olur ve
evimizden herkes memnun ayrılır. Bir piyes mi sahneleyeceksi-
niz, onu parçalara bölünüz! Böyle bir türlü yemeği yapmayı ba-
şarmalısınız! Aslında bu, düşünüldüğünden daha kolay olur. Siz
eseri bütünlüğü ile verseniz de ne çıkar? Halk onu dikkatle izle
yeceği için ayrıntısıyla anlayacaktır
   Şair: Siz bu işin ne kadar kötü bir şey olduğunu ve gerçek sa
natçıya hiç yakışmadığını anlamıyorsunuz! Görüyorum ki, o asil
bayların uydurmacılığı sizin için bir ilke olmuş!
   Müdür: Bu serzeniş beni üzmez. Kuvvetli bir şekilde etkili ol
mak isteyen insan, en iyi vasıtayı kullanmalıdır. Bu iş sanıldığı
kadar da zor değildir. Kimin için yazdığınızı bir düşünün! Bazı-
ları bize can sıkıntısından gelir, bazıları da tıka basa bir yemek-
ten sonra.. En kötüsü de, gazete okuduktan sonra gelenlerin çok
olması. Sanki bir maskeli baloya gider gibi koşarak gelirler.
Adımlarını hızlandıran şey, gizliyi öğrenme isteğidir. Bu oyunda
bayanlar da kendilerini ve süslerini göstererek ücret almadan rol
alırlar.
   Şairlik tahtınıza kurulmuş, ne hayal kurup duruyorsunuz?
Dolmuş bir tiyatronun nasıl bir haz verdiğini bilir misiniz siz
Veli nimetlerimizi biraz yakından görün! Bazıları soğuk bazı-
ları kabadır. Bazıları temsilden sonra oynayacağı iskambil oyunu-
nu düşünür, bazıları ise bir kadının koynunda geçireceği coşku-
lu bir gecenin umudu içindedir. Zavallı deliler, bõyle bir amaç
için sevimli ilham peri lerinizi niçin sıkıntıya sokuyorsunuz? Size
söylüyorum: Çok şey gösteriniz, hem de pek çok şey! Hedefinize
böyle ulaşırsınız. Seyircileri şaşırtmaya bakın, onları tatmin et-
mek gerçekten güçtür!
   Size ne etki eder? Hayranlık mı, yoksa ıstırap mı?
   Şair: Sen kendine başka bir uşak ara. Şair, kendisine tabiatın
hediyesi olan o en yüksek hakkı, insanlık hakkını, senin uğrun-
da günahkârca feda mı etsin?
   O, bütün kalpleri neyle harekete geçirir, bütün öğeleri nasıl
yener? Kalbinde doğan ve bütün dünyayı kavrayan ahenkle değil
mi? Eğer tabiat, ipliği bütün uzunluğunca bükerek mekiğe zor-
larsa ve bütün öğeler düzensiz bir kalabalık halinde üzüntülü ve
karışık sesler verirse, kim hep aynı sırayı düzenli olarak hareke-
te geçirip bir ritme sokabilir? Kim parçaları, ögeleri muhteşem
bir düzen kuracak tarzda ve bir bütün halinde dizebilir? Kim ih
tirasların fırtınasını coşturur ve akşam kızıllığını en güzel şekilde
parlatabilir? Kim batun güzel ilkbahar çiçeklerini eliyle salla-
yarak sevgilinin yoluna serpe bilir? Kim gelişigüzel yaprakları
örerek bir şeref tacı meydana getirebilir? Kim gokleri emniyete
alıp Tanrıları birleştirebilir?
   Yalnızca şairde beliren insanlık gücü, değil mi?
   Şen adam': Öyleyse, söylediğiniz bu güzel kuvvetleri kullanın
bir aşk macerasına girişir gibi şairlik sanatınızı icra etsenize!
   İki insan rastgele birbirine yaklaşır, sonra bir şeyler duyarlar
ve orada biraz kalırlar. Sonra bir sergüzeşte dalarlar. Önce bir
mutluluk hissi doğar, sonra saldırılar başlar, derken bir hayran-
lık meydana gelir ve arkasından da dert başlar. Böylece de gözle
kaş arasında bir roman doğu verir. Biz de işte böyle bir oyun ser-
gileyelim. Çeşitli hareketlerle dolu insan hayatına bir el atma
yeter! Bu romanı herkes yaşar, ama çoğu farkında olmaz. Bu ro-
manı neresinden yakalarsanız, ilgi çeker! Renk renk manzaralar
biraz netlik, çok uydurma ve bir zerrecik de gerçek... İşte, her
kesin susuzluğunu giderecek ve sevinç verecek en iyi içki böyle
hazırlanır. Sonra oyununuzu sergilersiniz ve onun karşısında
gençliğin seçme tabakası toplanır. Ortaya konan şeyleri dinler.
Nihayet her ince ruh, eserinizden melankolik bir gıda alır. Seyre-
den her ruh, bazen şu bazen de bu heyecana kapılır. Bu heyecan-
la herkes, kalbindekinin bir örneğini görür. Halk henüz ağlamaya-
da gülmeye de aynı derecede hazırdır. Onlar girişime ve hare-
te değer verirler. Görünüşe sevinirler. Ama işi bitmiş olanlara
da hiçbir şeyi beğendiremezsin. Oluş halinde bulunanlar ise, da
ima teşekkür ederler
   Şair: Öyle ise bana, kendimin de ołuş halinde olduğu ve şarkı-
larla dolu bir pınarın durmadan yeni şeyler yaptığı, sisin dünya-
yı örttüğü, tomurcuğun henüz harikalar vaat ettiği ve bütün va
dileri dolduran çiçeklerden binlercesini kopardığım geçmiş za-
manları geri getirin! O zamanlar ben, bir şeye sahip değildim.
Ama bendeki bana yetiyordu. Gerçeği bulma aşkı ve yalanın key-
fi! Bu, ele avuca sığmayan ihtiraslarımı, o derin ve acılı mutlulu
ğumu, kinimin ve aşkımın gücünü, kısacası gençliğimi bana geri
verin!

* Düşündüklerini mizahi bir şekilde ifade eden oyuncu
   Şen adam: Aziz dostum, savaşta düşmanların etrafını çevirir-
se, en güzel kızlar zorla boynuna sarılırsa sürat koşusunda çok
uzaklarda ve çok ulaşılan bir hedefteki zafer tacı sana gülümser-
se, baş döndürücü danslardan sonra, gecelerini ziyaret sofraların-
da içerek geçirirsen, gençliğe mutlaka ihtiyacın olacaktır. Ama
bilinen saz havalarına cesaretle katılmak ve çizdiğin hedefe güzel
adımlarla yürümek... Yaşlı bayların, sizin göreviniz budur ve bu
nedenle size daha az saygı duyulacak değildir. Söylendiği gibi
yaşlılık insanı çocuklaştırmaz, tam tersine, bizi gerçek çocuklar
olarak bulur!
   Müdür: Konuşmak yeter. Artık işe başlayalım! Böyle birbirini-
ze iltifat edeceğinize faydalı bir iş görebilirsiniz! Havadan o kadar
da çok söz etmenin ne yararı olur? Kararsız olana o hiç görün-
mez. Mademki kendinizi şair kabul ediyorsunuz, haydi şiire ku-
manda verin bakalım! Bize gerekli olan şeyi biliyorsunuz: Etkili
içkiler yudumlamak istiyoruz. Haydi bakalım, onu hazırlayın! Bu
günün işi yarına bırakılmamalı ve hiçbir gün boş geçirilmemeli-
dir. Azim, hemen büyük bir istekle, imkânın yakasından yakala-
malı ve bir daha da elinden hiç kaçırmamalıdır. O, etkide bulun-
maya devam edecektir, çünkü buna zorunludur.
   Bizim Alman sahnelerinde herkesin dilediğini denediğini bi-
lirsiniz. Bunu bilerek bugün dekorları ve makineleri esirgemeyin,
büyük ve küçük gök ışığını kullanın, yıldızları savurgan bir şekil-
de kullanabilirsiniz; su, ateş, taş duvar, hayvan ve kuş da eksik
değil! Böylece şu dar salaşımızda yaratılışın büyük çemberinde
yürüyün ve dikkatli bir hızla cennetten dünya yolu ile cehenne-
me doğru yol alın!