Öne Çıkan Yayın

Nazım Hikmet / CEVAP

  CEVAP  O duvar o duvarınız,                 vız gelir bize vız! Bizim kuvvetimizdeki hız, ne bir din adamının dumanlı vaadinden, ne de bir...

20 Ağustos 2021 Cuma

Wolfgang Borchert / DÜŞLERDE FENER OLMAK

DÜŞLERDE FENER OLMAK


Ben ölünce

hiç değilse

Bir fener olsam,

kapında dursam,

soluk donuk geceyi

aydınlığa boğsam.


Ya da limanda

gemilerin uyuduğu zamanda

gülüşürken kızlar

uyumasam,

dar kirli bir kanalda

bir yalnıza göz kırpsam.


Daracık bir sokağa

assalar beni

teneke, kırmızı bir fener

bir meyhane önünde

dalgın düşüncelerle

tempo tutup şarkılara

sallansam.


Ya da şöyle bir fener

gözleri büyümüş bir çocuğun yaktığı

duyulup da korkunca çevresinde yalnızlığı

dışarda camlarda

fırtınanın ıslığı

kâbuslar, görüntüler, cinler.


Evet, hiç değilse.

ben ölünce

bir fener olsam,

tek başına geceleri

uykulardayken dünya

gökte ayla senli benli

sohbete dalsam.

Wolfgang Borchert


Çeviren : Behçet NECATİGİL

18 Ağustos 2021 Çarşamba

Turgut Uyar / Her Pazartesi [ Çağdaş Yeri Mızrağın ]

Çağdaş Yeri Mızrağın


Tam mızrağın deldiği yerdi, birden parladı. Odada

İlkel bir silahın birden çağdaş olduğu. Kanla.

Bir sızı. Sağ elimde bir haritaydı. Kanla.

Aranan birşey. Kan ve Benzin İstasyonu

Uzaktan geçiriyorum anısını, Sallanıyordu

Anlamadığım bir şeydi. Sallanan ...

Bir duvarın birdenbire ak olduğu.

Ey benzin istasyonu.

Aşklar bitti, sevinçler bitti, ey orman!..

Aklık gibi, ayırt edilmeden taşman.

Gelir şimdi ölmüş bilinen bütün şarkıcılar

Bir uygarlığı yeterince anlatmaya. Bütün şarkıcılar,

Flavtacılar flavtacılar flavtacılar.

Beklenen hangi utkudur, ey orman!..

Hangi? O giyimli yabancı adamlardan.

Hangi çağdaş uykusuzluk, ey orman,

Alkolün yarım yamalak tesbit ettiği akşamlardan.

Bir caddede, bir çılgınlıkta, bir duvar önünde

Bir uyanış gibi kendiliğinden taşınan.

-Bütün herkeslerin "ihtilali" diye

ortalara döküldüğü bir akşam-

Bir yanlış gibi kendiliğinden taşınan. Ey orman,

Bütün imamların ve kardinallerin çıplak olduğu

bizi bir boyutun iğretliğine çağıran

Bir değişmez düzenin sahibi, bir yanlışlık

ölüyor. Ve bir anı sonsuz düzenine giriyor.


"Sen!.. arkanı döndüğünde herkes ağlıyordu

ölümün ödenmez bir faturaydı. Herkes ağlıyordu

Döner kapılar ağlıyordu ve bütün açgöz garsonlar

yanmamış sigaralar, alkolcüler, tütün doğrayanlar. Ve

Hangi haberi.. O sonsuz soluğu yadırgatan

-kafatasın uyanmış- Birisine göre bir anı,

birisine göre bir sevgi olan herkes ...

Bir uyku kaybedilen, bir timsah kaybedilmiş

ve dibi baltalanmış bir totem,

-belki bir ince akşam bile-

Yanlış bir bilet olan herkes

Yanlış bir model olan herkes.

Senin uykunu ve ağlamanı tanıyorlar. Görkemsiz

ve aşağılık. Yasında

Kırların ve zamanın karanlık bir tuğladır uykularında

parasız, sıkıntılı bir otobüs yolcusu

nun..."


Bir ufak ışık, ufak. Yerimizi gösterin. Şaşırdık karşısında

ve ilişkiler bizi şaşırtır elbet. Sen orman. Tut.

Bitti.

Aşklar ve sevinçler bitti. Ey orman!..

Büyük adam gelir. Sevimli bir su terazisini okşuyorum

o bir duvara kendini çiziyor,

ey orman

o yeşillik artık bir alışkanlığa dönüşüyor usumda.


Turgut Uyar / Her Pazartesi

15 Ağustos 2021 Pazar

Charles Baudelaire / Müzik

Müzik

Müzik çok zaman beni bir deniz gibi kavrar!

Solgun yıldızıma ben,

Bir sis tavan altında veya sonsuza kadar,

Böyle açarım yelken;


Göğüs hep ilerde ve şişmiş ciğerler, karın,

Tıpkı bir yelken gibi,

Aşarım ben sırtını yığılan dalgaların

Gecenin gizlediği;


Duyumsarım içimde bütün tutkularını

Çırpınan bir geminin;

Uygun rüzgâr, fırtına, onun kasıntıları


Üstünde bir girdabın

Sallar beni. Bazan da, sütliman, büyük ayna

Umudum kırılınca!


Charles Baudelaire

Charles Baudelaire / Kötülük Çiçekleri [ Béatrice ]

 Béatrice

Killi, kireçli, çorak topraklar üzerinde

Bir gün şekva ederken tabiata karşı, ve

Rastgele dolaşarak ben kendi düşüncemin

Hançerini bilerken üzerinde kalbimin,

İniyor öğle vakti gördüm başıma doğru

Kocaman ve ölümcül bir fırtına bulutu,

İçersinde meraklı, zalim cüceye benzer

Çok sayıda ifriti taşıyarak, bin beter.

Koyuldular çok katı beni incelemeye,

Bakan yolcular gibi hayretle bir deliye,

Duydum, aralarında fısıldaşıp güldüler,

Göz kırparak işaret verdiler ve aldılar :


- “Seyredelim hele şu insan müsveddesini,

Taklidi hüner sayan şu Hamlet gölgesini,

Gözleri çok kararsız ve rüzgârda saçları.

Büyük acı değil mi görmek bu şaklabanı,

Bu alçağı, bu kötü oyuncuyu, garibi,

O rol kesmeyi bilir, tıpkı sanatçı gibi,

Acısıyla şarkıya dikkat çekmek dileği

Kartalları, cırcırı, nehirleri, çiçeği,

Bizlere bile, eski sütunların yazarı,

Uluyarak anlatmak beylik hitaplarını?”


Ne ki (benim gururum üstündedir dağların

Hükmeder bulutuna, sesine şeytanların)

Çevirirdim egemen başımı elbet ben de,

Görmeseydim hayâsız bir sürünün içinde,

O suçu, ki ne yapsa sarsamadı güneşi!

Bakışları benzersiz, gönül kraliçesi,

Koyu iç sıkıntıma onlarla gülüyordu

Bazan verdiği pis bir okşayış oluyordu.


Charles Baudelaire / Kötülük Çiçekleri

Oruç Aruoba / Gündüz Yarasaları

Gündüz Yarasaları

I.

Neyiz ki biz?

İlk ışınları görününce güneşin,

Kaparız tepenin gözkapaklarını —

Çam değiliz ki, kollarımız açık

Ürpererek karşılayalım donuk ışığı.

Gölgeler kısalınca çıkarız ortaya,

Açıklıktır, aydınlıktır aradığımız,

Parlaklıkta bulur gücünü görüşümüz.

Tanımayız alacakaranlığı delen,

Tepelerin arasından seçen bakışı. —

Kör olmuş ışıktan gözlerimiz.

Gündüz yarasalarıyız biz.


II.

Geceyi düşleriz gündüzken,

Geceyken de gündüzü, —

Yitirebileceklerimiz yitiktir

Onlardan uzaktayken — ama

Özleriz, döneriz yeniden

Yitirmeden

Yitirebileceklerimizi

Yitiremediklerimize.

Yitirebilirdik, deriz;

Ama yalnızca bir fiil çekimi bu —

Tutsaklıklara bağlamışız özgürlüğümüzü.

Gündüz yarasalarıyız biz.


III.

Sağlamdır düşünce temellerimiz,

Ama altlarında kist vardır, sonra kum —

Dururuz gerçi, sapasağlam, kalın

Taştan duvarlarımızla, dimdik

Ayakta; ama biraz su, bir sızıntı

Kaydırır temellerimizi hemen.

Duyarız yerçekimini hemen,

Titreriz. Sımsıkı, gergin

Bağlar vardır

Düşüncelerimizi ayakta tutan, ama,

Ya temelsizse temeli

Bütün bu bağları

Bağlayan

Bağın?

Bağlantısızca bağlarız bağlarımızı.

Gündüz yarasalarıyız biz.


IV

Yapacaklarımız vardır kocaman,

Kocaman başarılar, yüce çağrılar; ama,

Tutmadığımız bir eldedir aklımız,

Bir son selamda, biz aceledeyken gönderilen —

Nedir ki acelemiz, niyedir ki?

Camın boşluğunu arayan kocaman

Pervaneler gibi, kanat çırpan

Işığa ulaşmak için

Çırpınan, camı kıracakmış gibi —

Düşmanımızdır oysa ışık bizim,

Kanatlarımızı yakan, kavuran —

Aradığımız—ışıkta— nedir ki?

Işıktan gelir ölümümüz.

Gündüz yarasalarıyız biz.


V.

Hep bir dimdik, dümdüz dürüstlüktür duyduğumuz,

Ama bir kuşku kurdu kıvır kıvır kemirir köklerimizi —

Nasıl da kolaydır yalanlarımız, uydurmalarımız,

Nasıl da rahat. İç sızlaması nedir bilmeyiz;

Başedilmez gerekçelerimiz hazırdır çünkü hep —

Kozasında mışıl mışıl kanat takınır tırtılımız,

Sindire sindire yapraklarımızda açtığı delikleri.

Övünürüz delik deşik, bölük pörçük

Yeşilliğimizle — yenmiş bitmiştir oysa

Büyüme noktalarımız, su çekmez artık

Kök uçlarımız, dökülüp gitmiştir

Taç yapraklarımız artık,

Nasıl da yabancı topraktan baş uzatmış taze fide bize.

Gündüz yarasalarıyız biz.


VI.

Bir görsek andığımız yüzü,

Tanır mıyız? —Tanır mıyız

Sevdiğimizi, bilir miyiz neydi—

Sevdik mi, seviyor muyuz?

Yürüyüşü, saçının dökülüşü—

Anımsar mıyız, anımsıyor muyuz?

Bir anıdan başka nedir ki sevgimiz?

Gündüz yarasalarıyız biz.


VII.

Koy başını omuzuma yine.

Aldırma, söylenmeden kalsın

Düşünülmedikler, bilinmedikler —bırak

Unutulsun geridekiler, özlensin ileridekiler —bırak

Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken

Sabah, aydınlanırken uçup geçen yeşillik.

Gel —uyuyalım güneş görününce,

Aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık.

Uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar,

Dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız.

Ama şimdi —sanki sevdalı gibiyiz şimdi,

Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri—

Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle,

Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle—

Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz.

Gündüz yarasalarıyız biz.

Oruç Aruoba

Bertolt Brecht / Zulümler Yağmur Gibi Yağmaya Başlayınca

Zulümler Yağmur Gibi Yağmaya Başlayınca


Paydostan sonra gişeye önemli bir mektup getiren biri gibi:Zulümler Yağmur Gibi YağmayaZulümler Yağmur Gibi Yağmaya Başlayınca Başlayınca

Gişe çoktan kapalıdır.

Yaklaşan bir sel felaketi karşısında kenti uyarmak

isteyen biri gibi:

Ama başka bir dilde konuşan. Kimse anlamayacaktır onu.

Dört kez kendisine bir şey verilen bir kapıyı

beşinci kez çalan bir dilenci gibi:

Beşinci kez aç kalır.

Yarasından kan boşanan ve doktoru bekleyen biri gibi:

Kan durmaz, hep boşanır.


Biz de ortaya çıkıyor ve bize yapılan zulümleri haber

veriyoruz.


İlk kez arkadaşlarımızın yavaş yavaş katledildiğini

bildirdiğimizde

çığlıklar göklere ağdı.

Yüz kişiydi katledilen. Ama bin kişi katledildiğinde

ve ölümlerin sonu gelmediğinde bir sessizlik

kapladı ortalığı


Zulümler yağmur gibi yağmaya başlayınca

"dur!" diyen olmaz artık, Cinayetler üst üste yığılmaya başlayınca görülmez

oluverirler.

Çekilen acılar dayanılmaz olunca duyulmaz artık

hiçbir çığlık.

Çığlıklar da yaz yağmuru gibi yağar.


Bertolt Brecht

14 Ağustos 2021 Cumartesi

Pablo Neruda / Adada Gece

Adada Gece


Bütün gece seninle yattım

denizin yakınında, adada.

Yabanıl ve uysaldın sevinçle uyku arasında,

ateşle su arasında.


Belki çok geç

birleşti düşlerimiz

dorukta ya da dipte,

aynı rüzgârla kımıldayan dallar gibi yukarıda,

birbirine dokunan kızıl kökler gibi aşağıda.


Belki ayrıldı düşün

benimkinden

ve aradı beni

önce olduğu gibi

karanlık denizde,

sen henüz kendin değilken,

ben farkında değilken senin

yelken açmış geçiyordum yanından,

ve gözlerin aradı

şimdi sana cömertçe verdiğimi

- ekmeği, şarabı, aşkı ve yabansılığı -

çünkü hayatımın armağanlarını

beklemiş kadehsin sen.


Seninle yattım

bütün gece,

karanlık toprak dönerken

yaşayanlarla ve ölülerle,

ve ansızın uyandığımda,

henüz tam karanlık değilken,

kaydı elim belinde.

Ne gece ne de uyku

ayırabilirdi bizi.


Seninle yattım,

ve uyandığımda, ve ağzın

kurtulduğunda düşünden,

verdi bana toprağın lezzetini,

deniz suyundan, yosundan,

hayatının derinliğinden,

ve aldım öpüşünü,

sabah kızıllığıyla ıslanmış,

bizi çevreleyen denizden

bana gelmiş.


Pablo Neruda / Kaptanın Dizeleri