Öne Çıkan Yayın

Nazım Hikmet / CEVAP

  CEVAP  O duvar o duvarınız,                 vız gelir bize vız! Bizim kuvvetimizdeki hız, ne bir din adamının dumanlı vaadinden, ne de bir...

Süreyya BERFE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süreyya BERFE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Aralık 2017 Salı

SENİ SEVİYORUM -2- Süreyya BERFE

SENİ SEVİYORUM
-2-
Bundan sonra
kalbimin kaldığı yerde yaşamak istiyorum
Parçalanmış bir kalbi
daha fazla parçalamak istemiyorum.
Bu yüzden
toz değmemiş Mayıs gelinciklerini toplayıp
şurup yapacağım.
Peki, tamam
pembe gül şurubu da yaparım.
İkisini karıştırıp
bir damla limon damlatır
üstüne, kıyına, içine dökerim.
Bir gülgelincik şöleni istiyorsun, hissediyorum.
Seni Seviyorum.

Aramızda bir ruh oluştuğunu farkettim.
Hiç olmayacak şeyler soruyorum.
“İstemem, istemiyorum, hayır.” diyorsun.
Hiç ama hiç olmayacak birşey bu, doğru.

“Nehir içimizde, deniz çevremizdedir.”
Kimindi bu
Hani birara tamamını okumuştuk.
Doğru, Elliot’ın.
Afferin sana unutmamışsın.
En kalitelisinden
5 kilo sızma zeytinyağı hakettin.
Uğraştır beni
zamanımı al
söyleyip söyleyip vazgeçme
tutma kendini
Seni Seviyorum.

Yatıp uyumak istiyorum, ama ne gezer.
“Ben iyi bir okur sayılırım
fakat kendimi senin yanında boş hissediyorum” diyorsun.
Senden biraz daha yaşlıyım fark bu.
Ne komik değil mi?
Böyle durumlarda, halimden
hem memnunum hem değilim.
Gece, Yarımay ışığında kestim o kamışları
oldu bir kere.

Sana bulanıp gelen gömlek üstümde
çıplak bedenimde.
Tenimde tenin, bütün gün, bütün akşam.
Geceleri çıkarıp seni giyiniyorum.
“Hadi evimize gidelim.”
Seni Seviyorum.

Sana
yol kenarında açan
kokulu bir sarı çiçek vereyim.
Hemen çıkıp giden
hemen açıp kalan
hemen toprağını seven
suyunu ve senin suyunu
billura döndüren bir sarı çiçek…
Aç açabildiğin kadar
Ak akabildiğin kadar…

Bu hasretlik dayanılacak iş değil.

Başım çevriliyor bir o yana, bir bu yana.

Güzünden akan yaş, içinden geçen benimkinin eşi.

Kaç kere dilimin ucuna geldi. Namuslandım, diyemedim.

Ayrılık büküyor belimi, yaşlılık değil, bunun bir nedeni olmalı.

Sızlıyor işte burnumun direği.
Seni Seviyorum

Şimdi de lavanta çiçeği toplamaya gidiyorum.
Reçel yapacağım sana, yapayım da gör.
Sabah erken toplamak gerekir
bunu da sen bilmezsin.
En geç 10’da evde olurum.
Uyanmamış ol ki
sabah uykuna reçel serpeyim.
Lavanta çiçeği toplamaya…

Deniz dibini gösterebilen
rüzgâra soru sordurabilen
güneşte terlemiş yanık okaliptüs
(yani sıtma ağacı
gülme, okumam sonra)
pembesinden zor vazgeçen karabiber
bizi, bizim gibi görse
zeytin verecek o üç dört ağaç…
Gözünün rengine
dönüştürür gibi bakmıştın.
Herkesin ufku ermez
bizim yakınlığımıza
uzaklığımıza da.
Ne bileyim
bana harcadığın, harcayacağın
iyi zamanın çok olsun.
Gelincik gelincik kokunca rüzgâr
iri yağmur tanelerini ışıldattıkça güneş
sana doyamıyorum.

Kim, seni
senin kendini sevdiğin kadar sevdi?
Hazmettin artık sürekli boşluğu
Elbet sallanacak geleceğe doğru
bir sarkaç gibi.
Çünkü, taşları da ürpertir
yaşlı bastonların sesleri.
Sokul bana
ancak ölünce bırakırım.
Seni seviyorum.
Süreyya BERFE

17 Aralık 2017 Pazar

SENİ SEVİYORUM - 1 - Süreyya BERFE

SENİ SEVİYORUM 
- 1 -
Yazarken kağıtları karıştırdım
sayfaları değil.
Bir bak
cinsinden en iyi sen anlarsın.
Taşları, tahtaları, boyaları bilen
kağıtları da bilir.
Cinsinden en iyi sen anlarsın.
Seni seviyorum.

“Seni Seviyorum”u
hiç bu kadar özlememiştim.

“Seni Seviyorum”dan
bazan sıkılmıştım bile.

“Seni Seviyorum”un
harfleriyle, heceleriyle
iki sözcüğüyle can buldu
canlandı, ruh kazandı.

“Seni Seviyorum”un
gerçek olduğunu gördüm.

“Seni Seviyorum”, uykumun kaçması
bozulması dengemin.
– Saat kaç?
– Bilmem. Seni Seviyorum.

Seni seviyorum.
Gelecek yılı özleyen
son kuşlar kadar.
“Seni Seviyorum” dediğin
sesin kadar.

“Seni Seviyorum”un ilk mimarı sensin.
Ne kadar abarttım değil mi?
Sen öyle san.
Bir bak sesine, kendine, varlığına.
“Seni seviyorum” yerine
“çay içmeye gidiyorum” desen
aynı şey.
İstersen başka birşey söyle.
“Tahammül edemezsin” de.
Sana tahammül edemeyeceğimi düşünüyorsan
tahammülü düşünüyorsan
işte o zaman, tam o zaman
çok seviyorum seni
tahammülün sabrı kadar çok

Hiç ama hiç sevmediğim
bir şeyi sevdirdin.
Yüzeysel, biçimsel olanı derinleştirdin.
İçini doldurdun, anlam kazandırdın.
Yanılttın beni.
Bilmezdim, bilemezdim
ne olduğunu bilmeden gidecektim.
Niteliğini ve niceliğini
kafama kaktın.
Sen, adım gibi eminim
eksiksiz, kusursuz
“Seni seviyorum” dedin.
Gafil avlanmıyorum artık
“Seni seviyorum”dediğin zaman.

Umudum, bir çingil üzümüm
senin işin zor bu dünyada.
Yüzünü denize, dağlara
kayalara, taşlara, hayvanlara dön
Seni seviyorum.

Ne tohum gördüm, ne de fidan bildim.
“Ha” desen topraklığımdan vazgeçecektim.

Neredesin? Nereye saklandın?
Doğrudürüst saklan da görebileyim seni.
Sakla gölgeni de.

Nasıl işliyorsun, görmediğim
bilmediğim gergefini iliklerime, nasıl.
Dudaklarında benli bir tat
ben, sadece bakıyorum
kırlangıç kanatları soyuyor seni:
Kokusunu da soluğunu da duyuyorum çıplaklığının
burnumun yerinde olmak istiyorum.
Seni seviyorum.

Yarın denize, balığa çıkacağım
sen işlerini yaparken
bir not bulacaksın masanın üstünde.
Önceden söyleyeyim de şaşırma.
Bu bir ilan-ı aşktır.
“Böyle şeyler bir defa olur” deme
sayısı bilinmez
ama yeri ve zamanı gelince olur.
Ne yazıyor notta?
“Sen ömrümüzsün bizim”.
Benimki bir gün biter.
İmza, Süreyya.
Benimki hiç bitmez.
İmza, Deniz.
Gözün daldı, görüyorum.

Bir sarmaşığın ruhu geziniyor
yanımda, yöremde.
Sarıp özümü alacak
dal budak salacak.
Sen, hep ısrar edeceksin:
“Havalar soğumuştur. Üşüyorsundur.
Bir kazak giy üstüne, hastalanırsın.
Biliyorsun sana hastalanmak yasak.”
Çeksene şu sarmaşığı kendine
biraz daha dursa
sesini boğacak korkuyorum
Seni seviyorum

Otları sökülmüş taş aralarıyım.
Yarıklar içinde her yanım,
izmaritler, ayçiçeği kabukları
ters dönüp ölmüş böcekler
son yağmurlardan kalan boraz izleri
almış otların yerini.
Bakıp bakıp o taş aralarına
bakıp bakıp sana
“Çabuk eve gel
sana birşey okuyacağım diyorum.
Aklımı yıkıyorsun
Seni seviyorum.

Yağmura ve kara bayılıyor şairler.
Doluya yüz veren yok.
ya da ben rastlamadım.
Hadi gel doluya bir şiir yazalım
yağmurdan kaçışına
kışı kıskanışına
iriliğine, sevilmeyişine
bazan verdiği zararlara…
Yazdığımızı yayımlamayız
merak etme, söz.

Yokuşu çıkamayışının
çocukluğunun kokusu…
Kaydırak elinde
yolda kalışının kokusu…
Bazan hırçın bir genç kız gibi
oluşunun kokusu…
Kızım mısın, annem misin
etim-kemiğim-hücrelerim misin?
Eriyişimin kokusu.
Kaldırımlarda, sokaklarda, merdivenlerde…

Söyleyeceksin söylemesine de, olmuyor işte.
Ne de olsa korkağız
ya sürünürsek yerlerde
ya hayatımız aksarsa
parasızpulsuz, evsizbarksız,
çöpsüzçulsuz ortada kalırsak
ya kimse bakmazsa yüzümüze…
Süperaktifler, hiperaktifler ve benzerleri
gittikçe çoğalıyorlarmış.
mitoz ve amitoz çoğalmaymış.
Susup, derin bir nefes alıyoruz.
Çatlıyor üstünü örtmenin
bastırmanın kozalakları.
Seni seviyorum.

Yıldız poyraz, poyraz yıldız
sen gittin, dindi.
Toprakları tırmalıyor ellerim
gözlerim dağları küçültüyor
hiç farkında değilim
kafam yok ediyor mesafeleri.
Nedeni belli.

Batmadan.
dünya gözüyle bir bakalım, dedim Ay’a.
İnan ki halim yok.
Kolum kanadım kırık.
Bundan sonraki hayatımızdan
ne bekliyorsun?
Hepsini bir arada görürsen
ne yaparsın?

Çok oldu seni düşünmeye
yaşamaya başlıyalı.
Çok sevecen karışıyorsun.
Açığım sana.
Köpek gibi özlüyorum.
Acı çekiyorum, ama belli değil.
Nefesin, adın gibi kokuyor.
Seni Seviyorum.
Süreyya BERFE