Öne Çıkan Yayın

Nazım Hikmet / CEVAP

  CEVAP  O duvar o duvarınız,                 vız gelir bize vız! Bizim kuvvetimizdeki hız, ne bir din adamının dumanlı vaadinden, ne de bir...

25 Haziran 2021 Cuma

Heinrich Heine / LORELEI

🎨 Ivan Ayvazovski 


LORELEI

Bilmem ki ne mana vermeli?

Beni böyle mahzun eden 

Eski efsanelerden biri,

Çıkmaz oldu düşüncemden.


Hava serin, kararmak üzeredir;

Ren nehri akmakta sakin sakin;

Parıldayan dağın zirvesidir 

Işığında akşam güneşinin.


Dilber peri kızı çıkmış oturmuş 

Tepeye, üstünde bütün ziyneti, güzelliği;

Altın başına ışıklar düşmüş;

Tarıyor altın örgülerini.


Bir yandan altın tarakla taranırken 

Bir yandan da şarkı söylüyor 

Şarkının cana can katan, alıp götüren 

Bir ahengi var ki dayanılmıyor.


Kayıkçı, içinde küçük bir kayığın;

Amansız bir acı sarmış içini;

Farkında değil yaklaşan kayalıkların 

Tepeden ayıramıyor gözlerini.


Derler ki gömülür dalgalara 

Sonunda kayıkçı da tekne de 

Ve bunu şarkılarıyla 

Lorelei yaptı gene.


Heinrich Heine (1797-1856)

Türkçesi: Dora Güney-Necati Cumalı

23 Haziran 2021 Çarşamba

Friedrich Hölderlin / YURT

 
İvan Ayvazovski / Gece Karadeniz, 1876

YURT

Şendir dönüşü gemicinin yuvaya sakin akıntının üstünde,
Uzak adalardan, bereketli olmuşsa hasadı;
Öyle dönerdim ben de yurda, toplayabilseydim 
İyilikleri acılar kadar.

Siz sevgi kıyılar, beni yetiştiren bir zamanlar,
Dindirirmisiniz acılarını sevginin, vaat edermisiniz 
Siz gençliğimin ormanları, geldiğimde 
Huzuru yeniden bana?

Serin dere kıyısına, dalgaların oyunlarını,
Akıntının yanma, kayan gemileri gördüğüm,
Varırım hemen şimdi ve sararsınız beni,
Ki sarmalanmış gibi sağala yüreğim,

Siz sadıklar! Ama bilirim, bilirim,
Çabuk sağalmaz bu sevgi acım benim,
Söylemez hiçbir umut şarkısı bu, avunan
Ölümlülerin söylediği gibi gönülden bana.

Çünkü onlar, bize göksel ateşi ödünç verenler,
Tanrılar, kutsal toprağı da bağışlar bize.
Kalsın bu öyleyse. Bir oğlu gibiyim ben 
Yeryüzünün: Sevmek için yaratılmış, acı çekmek için.
Friedrich Hölderlin (1770-1843)
Türkçesi: Oruç Aruoba

Antonio Jacinto / MONANGAMBA


MONANGAMBA (*4)


Bu koca çiftlikte ekinleri yağmur değil 

alın terim sular

Bu koca çiftlikte olgun kahve 

kırmızı kiraz var

kanım damla damla besledi özsularını.

Kahve kavuracak 

ezilip, öğütülecek 

kararacak, kararacak; ırgatın kara 

rengini alacak 

Irgatın kara rengini!


Şakıyan kuşlara sor

tasasız, kıvrılıp akan ırmaklara

ve içerden içerden esen rüzgâra:

kim kalkar erkenden? kim yollanır tarlaya?

Kim taşır ağanın tahterevanım (*5) uzun yollarda?

Ürünü devşiren kimdir, parasını alan kim?

Kim yaşar kokmuş mısır, kokmuş balık ve aşağılanmayla 

paçavralar için 50 anglores(*6) gündelikle 

ya kim yer sopayı karşı çıkınca?

Kim?

Kim büyütür darıyı 

ve çiçeklendirir portakal bahçelerini?

-Kim ?


Ağaya, otomobiller, araçlar makineler, 

metresler ve bir sürü zenci tutması için 

parayı kim sağlar? 

kim zenginleştirir beyaz adamı 

kim şişirir göbeğini ve cüzdanını?

-Kim ?


ve şakıyan kuşlar 

tasasız akan ırmaklar 

ve içerden esen rüzgâr 

yanıtlayacaklar:


Gamba kopuklarımı 

(— Monangämbeeeee...)


Ah! bırakın hurma ağaçlarına tırmanayım hiç olmazsa 

bırakın çekeyim , çekeyim hurma şarabını 

sarhoşluğumda boğulup, UNUTAYIM 

— Gamba kopuklarımı 

(— Monangämbeeeee...)


Antonio Jacinto (1924)

Türkçesi: Özdemir İnce


(*4) Motıangamba: Gamba çocukları.

(*5) Tipoye: İki kölenin, üzerinde Çeyaz Adamı taşıdıkları iskemle (aslında).

(*6) Anglores: Angola parası.

22 Haziran 2021 Salı

Antonio Jacinto / XILOANGO

XILOANGO


Bu ırmak

bu ırmak uzaklara gider 

öyle uzun ve uzak


Bu ırmak

bu ırmak hayatımızdır bizim 

öyle kısa ve çıplak


Bu ırmak

bu ırmak umudumuzdur bizim 

öyle uzun ve gerçek


Anlamı ne bu ırmağın 

ve suları kırıştıran rüzgârın?

Anlamı ne hayatımızın 

ve açmayan çiçeklerin?

Anlamı ne bu uzaklığın

anlamı ne hiç devşirilmeyen gerçekliğin?


Ah anlamı ne 

anlamı ne umudumuzun 

o ölümsüz su zambağının 

yükselen ırmağın üzerinde 

çiçeklenen bir gülümseme halinde!


Ne anlamı var 

bir bakışı

ay ışığının gülleriyle aydınlanan

ve ırmakta kalan

ışığın.


Antonio Jacinto (1924)

Türkçesi: Özdemir İnce

Agostino Neto / AYRILIK ÖNCESİNDE VEDA

AYRILIK ÖNCESİNDE VEDA 


Anacığım !

Öldürdüler evlatlarını senin 

Ve sabretmeyi öğrettiler sana.


Anacığım !

Yılları senin yaşamının 

benziyor birbirine 

mezar taşları gibi,


Ve acı çekmeyi öğrettiler sana 

umut bağlayıp göklere.


Fakat senin evlatlarının

daha başka oldu yazgısı

Çatladı sabır taşı

ve çatladı

tohumu acının

ve öfke ağacı fışkırdı ondan.

Ve göklere bağlanan umudun 

sonu geldi.


Umut biziz, kendimiz!


Biz ki dünün

Köleleri;

çıplak ırgatlar

kahve plantasyonlarında:

Biz ki aç her zaman, 

her zaman susuz, 

biz ki aydınlıktan 

yoksun; 

kör, cahil,

ve bildiğimiz tek okul 

efendilerimizin buyruğu...


Korkardık

yürümekten toprak üstünde 

allında atalarımızın yattığı; 

severdik, seni 

hırsızlama

bir başkasının malını çalar gibi; 

seni biz, ana diye 

çığırmaya korkardık...


Anacığım, yurdum!

Şimdi değiştik artık.

Kendimiz kurtardık 

boynumuzu boyunduruktan 

Ve dönüşü yok artık bu yolun.


Yaşamdan korkmuyoruz

bu, ölümden de korkmuyoruz demektir

Biziz umudu

Angola’nın

Ve bizim savaşımız

sana mutluluğu getirecektir!


Agostino Neto (1922-1979)

Türkçesi: Ataol Behramoğlu

21 Haziran 2021 Pazartesi

Friedrich Nietzsche / İŞARET ATEŞİ

İŞARET ATEŞİ


Burada, adanın denizlerin ortasında çıkıverdiği, 

bir kurban taşı gibi birdenbire yükseldiği yerde, 

burada, kara göklerin altında tutuşturuyor 

Zerdüşt koca ateşini,

yollarını kaybetm iş gem icilere işaret ateşi, 

bir cevap verebileceklere soru işareti...


Beyaz-gri karınlı bu alev 

-arzulaması yalıyor soğuk uzaklıkları, 

hep daha arı yüksekliklere uzatıyor boynunu sabırsızlıkla dikelmiş bir yılan: 

bu işareti takıyorum kendi kendime.

Benim ruhumdur bu alev:


Kanmazca susuz hep yeni uzaklıklara, 

durgun yalazını fırlatıyor, yukarlara.

Ne demeğe kaçtı Zerdüşt hayvandan da insandan da?

Ne demeğe bıraktı sağlam karalan?

Altı yalnızlığı tanımıştı bile

ama yetmedi ona denizin yalnızlığı,

ada bıraktı tırmansın, tepe bıraktı yansın, alev olsun,

bir yedinci yalnızlığı, yukarıya,

attı şimdi oltasını arayışla,

Ey yollarını kaybetmiş denizciler! Ey sönmüş yıldızların artıkları! 

Siz ey geleceğin denizleri! Ey keşfedilmemiş gökler!


İşte atıyorum bütün yalnızlara oltamı: 

bir cevap verin alevin sabırsızlığına, 

yakalayın bana, yüksek dağlarda bekleyen balıkçıya 

yedinci, sonuncu yalnızlığımı!


Friedrich Nietzsche (1844-1900)

Türkçesi: Oruç Aruoba

Cesar Vallejo / KARA TAŞ AKTAŞ ÜSTÜNE

KARA TAŞ AKTAŞ ÜSTÜNE 


Paris'te öleceğim boşanan yağmurlarla, 

anısını şimdiden yaşadığım bir günde. 

Paris'te öleceğim -bu da koymuyor bana-

belki de bugün gibi bir güz Perşembesinde. 


Bir Perşembe olacak, çünkü bugün, Perşembe, 

yazarken bu dizeleri durmadan sızlıyor kolum, 

ve hiçbir gün, geçtiğim yollarında yaşamın, 

yalnızlığı içimde bugün gibi duymadım. 


Cesar Vallejo öldü, dayak yiye yiye herkesten, 

oysa kimseyi de incitmemişti: 

koca sopalarla vurdular, 


Kalın urganlarla dövdüler; 

tanığı Perşembeler, kollarında kemikler, 

yalnızlık, yağmurlar, yollar ... 


Cesar Vallejo (1892 -1938)

Türkçesi: Cevat Çapan