Öne Çıkan Yayın

Nazım Hikmet / CEVAP

  CEVAP  O duvar o duvarınız,                 vız gelir bize vız! Bizim kuvvetimizdeki hız, ne bir din adamının dumanlı vaadinden, ne de bir...

3 Ocak 2018 Çarşamba

ÇALINMIŞ BİR MAHŞER İÇİN AHVAL ~ Yılmaz ODABAŞI

ÇALINMIŞ BİR MAHŞER İÇİN AHVAL

" Ben Afrika'da kanat çırpan bir kelebeğin Kuzey Amerika'da yarattığı kasırgayı istiyorum… Ben kaos istiyorum! "

sefil bitler hala uzayın boşluğunda yaşıyor ve içimde bir abdal ağlarken ufuklar 
caddesinde ufuksuz adam, sesine bir küfür katmış sokaklara saçıyor... arada 
üşümüş gözlerle, pörsümüş göğüslere bakıyor; üşümüş gözler üşüyor, üşümeye 
bakıyor... 
için içimde gerilen hayat ,turuncu laleler ve ıssız insanlık, artık sıcak sözcüklerden 
utanacak kadar d(üşüyor)! günler, yeni günlere yenilgiler saçıyor... bu yüzden 
ellerim durmadan uzaklara kaçıyor, gözlerim hep dağlara bakıyor. ben kentlerde rehinken 
firar ellerim! ellerim üç beş nöbetinde bir askerle kanyak çekiyor, gözlerim yorgun bir 
gerillayla ufka bakıyor... aklımda Diyarbakırlı bir kızın uzak ve sıcak gözleri, havada 
kar, gökyüzü aydınlığında bir çingene cüreti; yollarda aç köpekler, çatılarda ürkek 
kuşlar üşüyor...bütün yaslı hayatların ansızın bir sonbahar geçiyor... 

içimde bir sonbahar kırık dökük vagonlar gibi...poyrazım sinmiş, yağmurum dinmiş 
ve düşlerim darmadağın erken göçen kuşlar gibi. 

hey kuşlar, daha dün kağıttan uçaklar, gemiler yapan çocukluğum hangi cehennemin dibine kaçıyor? kaçıyor! kaçtıkça daha çok görüyorum: ölülerin kanında, günlerin 
meşru kıvamında illegal karmaşalar büyüyor... 

bir şeyler büyüdükçe sicilim bozuluyor, şiirim deliriyor ve yurdumun toz duman 
yollarında külhan kasaba şoförleri küfrederek, yarışarak gaza basıyor... bir dağ 
Bingöl'de oturmuş sessizce öbürüne bakıyor... yamacına bir çoban çömelmiş de 
yalnızlığına bir ateş yakıyor ve uzak bir istasyonda bir kaçak, bomboş bir 
şimendiferde kurşunlanıp düşüyor! 
insanlar küçüldükçe ölüm büyüyor ve herkes seçmediği yasalarla ölüyor... 

herkes ölüyor ve caddelerden bayat bir proletarya geçiyor; baka baka 
eskittiğimiz, acıttığımız çağda bir Guernica; Guernica ağlıyor... 

belki bu yüzden içimde çığlık çığlığa bir sonbahar acıyor 
içimde bir sonbahar kışların kapısında yaprak döküyor... 

bayat bir proletarya caddelerden, anılardan esneyerek geçiyor...oysa evvel zaman 
takvimlerinde umuda gülümseyen sapsarı dişleriyle devrimdi onlar, gelecektiler! çıkıp 
o sanrılardan hepsi bir yere gelecektiler. 

şimdi Çankırı, Malatya yollarında, Moskova'da, Prag'da evlerinin camlarındaki ışıklı 
buğular arkasında eski türkü gözleri... akıp geçmiş çabuk nehirler gibi. 
eski türkü; şanlı proletarya ve müttefikleri(!) 
proletarya ve şanlı müttefikleri, hala o alaturka çoşkularla kol kola aynı soluk 
Günlerin daracık evlerinde aynı bordurlarıyla, aynı avratlarıyla oturuyorlar ve dünyaya 
çalınmış bir mahşer gibi bakıp, hala yeni yıllara aynı dişlerle gülümsüyorlar... 

birde tedavülden kalkmış genç ömrümüz; okyanusların unuttuğu kumsallar kadar 
yanılmış, yanmış ve yalnız ömrümüz;' narodnikler, troçki, finans kapital, oligarşi(!)ve benim proletaryam: şimdi şiddet ekranlarında Hülya Avşarın kocaman göğüsleri... 

Kırıkkale ,Tekirdağ yollarında eski halkım eski bir düşün devrimi gibi; halkım, hala 
bir devrim düşü gibi toprak ve insan kokuyor... 

belki bu yüzden içimde çığlık çığlığa bir sonbahar acıyor 
içimde bir sonbahar kışların kapısında yaprak döküyor... 

bir sonbahar: 
o şimendiferde vurulan kaçağın yüzündeki korkular 
kadar ölümlere acemi. bir sonbahar: 
dallarında darmadağın savrulan yaprakların eceli... 

hey sonbahar ,işte büyük aşklar , büyük düşler düşler büyük ölüyor! 
büyük aşklar , büyük düşler buruşuk çamaşırlar gibi yıllara seriliyor... uzaklıklar 
gidiliyor, yakınlıklar biliniyor ve hep aynı tahakkümün özneleri ,onları palyaço yapıp 
tarihin çöplüğünde gülüyor...gülüyor! 

-artık kül oğlu kül'sün sen ; zül'sün zül 
bu sözlerin üstüne bir çay geliyor; evet ,çay bile içiliyor bu sözlerin üstüne ve 
belleğimden uğultularla, saralı imgelerle geçen bitmemiş bir şiir Ankara'nın ortasında 
mola veriyor. 
aklımda hep self servis ömrüm... aklımda piç bir devrimin büyük 
pankartları, çalınmış alanları, kirletilmiş anıları... aklımda hep vaat eden o bıçkın 
şarkıları... aklımda kahraman yeminler, yenilmiş militanlar ve aklımda Diyarbakırlı bir 
kızın uzak ve sıcak gözleri; hep uzak, ve sıcak kalacak gözleri... 

belki bu yüzden içimde bir sonbahar acıyor; öyle acıyor ki acılar acısız 
kalıyor; mevsimler üstüme devriliyor; mevsimler üstüme devriliyor kışlar kış'sız 
kalıyor! devrimler öksüz, kalemim safsız kalıyor! 

bizi zaman yeniyor aşklarım aşksız kalıyor... 

bir sonbahar: açların mahkumların ve orospuların büyük yenişmişlikleri kadar eski. 
bir Guarnica acıttığımız eski çağın enkazında ağlıyor; ötede ter ve sidik kokan 
barlarda eski yoldaşlar: 

-heyy sesimize biraz daha alkol katalım 
kaparosu ödenmiş yitik bir devrim 
ve bütün şaraplar için şarap açalım! 
diyor... Beyoğlu, Sakarya, kordon barlarında eski devrimcilerden caddelere simsiyah 
bir hüzün sızıyor... 
caddelere simsiyah yenilgiler sızıyor...ben burada kurşuni bir göğe bakarak, 
Diyarbakırlı bir kızın sıcak ve uzak gözlerine akarak, Varto'da Niksar'da kederlerini 
gözyaşlarınla öpen çocuklar için ağlıyor ve bağrıyorum: 

-bu oyunda bütün replikler yalan 

derken her yeri yasalar, namlular ,dublörler kuşatıyor! içimin sokaklarında evden 
kaçmış çocuklar üşüyorlar...bir kemanın tiz sesinde günler sıtmalı, günler titreyerek 
geçiyor... Kızılay'da bir ayyaş ,nöbeti yanlış bir gündüzden devralmış gecenin 
duvarlarına işiyor...kasaba hapishanelerinde mahkumlar aksırıyor, tütün kokuyor, esrar 
çekiyor... pavyonlarda bir Gülnihal, akarsız sesiyle bir şarkı okuyor rast makamında.. 
ve yurdumun toz duman yollarında yanık bir bozlak... 
sesim mi? 
ulaşmıyor ağladığım dağlara 
tütünün var mı dosttum ? 
bir poyrazdan geliyorum da... 

yurdumun toz duman yollarında işçiler harç karıyor yükselen yapılarda; yük 
abanmış bedene, can ölesiye tutunmuş tene :işçiler harç karıyor yükselen yapılarda. 

yurdumun toz duman yollarında analar erişte kesiyor sofralarda 'bu gün bizde 
yarın komşuda sıra. 
yurdumun toz duman yollarında mahkumlar marş söylüyor 
ranzalarda; hasret, kırık kanatlar gibi çöarepıpo düşüyor mazgallara 
Buyurdu mu toz duman yollarında memurlar evrak yazıyor, dülgerler ağaç kesiyor 
şairler şiir yazıyor, halim yurduma benziyor ...halim yurduma benziyor... 

yurdumun toz duman yollarında, batık gemileri unutulmuş kumsallarında büyük 
toprakların, büyük betonların kıyılarında babalar hevesle çocuk ekiyor yarınlara... 
bir Guarnica aynalarda ağlarken, yarınsız yarınlar bizim ;bu kışlar ,bu kanlar ,bu ölü 
kırlangıçlar bizim... 

(içimdeki sonbahar kışların kapısında can çekişerek ölüyor) 

sonbahar öldü 
her yüz bir anı bırakıp gitti 
alkışlar methiyeler ,dostluklar bitti... 

bilsem size bağrımı açar mıydım hiç 
bu deniz benim olsaydı batar mıydım hiç 

sonbahar öldü 
devrimin yok evin yok sevgilim 
ormanım yok dalım yok yeşilim 
bir poyrazdan geliyorum; tütünüm yok gülüm yok 
gökyüzü öldü... şahdamarım zonkluyor 

şimdi yüzde yüz yalnız 
İki kere ikinin dört ettiği kadar mağlubum 
sabıkalıdır şiirim de şairi kadar 

sonbahar bile öldü...ömrümde çalınmış mahşerler var, havada kar...önümde 
gül demetleri, arkamda hançerler var! 

sonbahar öldü...feodal figüranlıklar için karnemi aldım ve hiç kopya çekmedim 
hayat oyununda sınıfta kaldım! eğrildim...artık eğrildim doğruluktan! 

sonbahar öldü... kapattım dili geçmiş zamanlara açılan kapılarımı; artık 
yolumda sadece kar var ve kirlendi alnımın aklığı bahçem tarumar! 
(o inkar eski inkar...) 

yeni bir söz 
eski bir gözle 
 anlatılmaz! 
bir meneviş olmalı sözler 
kesilip atılırken çiğnenmiş bahçelerde ağrıyan 
karanfiller 
ağrılarda söz olmalı 
ve sözlerimiz yeni çağı kuşatmalıdır! 

varsın yeni bir söz için eski bir göz ölsün 
ölsün gecelerin ilmeğine suç ortağı çakallar 
zamanın tortusunda kurutulan anılar 
büzüşen yalnızlıklar 
ve ihanete doymayan ihanet ölsün! 

ben ise her denizde yeni bir liman için ölürüm 
her deniz yeni limanlarla tükenir, ölür 
geride 
martılar 
çığlıklarla 
yeniden 
yeniden hırçın sulara gömülür... 
 
denizler kalabalıktır 
akarsular ise yalnız, sefil durulur 
ve titreyen eski çağlarda beyhude şafaklar ölür! 
yeni bir söz için eski bir göz ölür 
eski bir göz tanıdık rüzgarlara savurur küllerini 
ben bir okyanusa adamışsam sesimi 
bütün limanlar ölür! 

sonbahar öldü 
biz gençliğimizle hiçbir yere varamadık 
üşüdük 
hep üşüdük 
de birlikte hala ayrılmadık 

oysa nereye gidersem 
yanıma önce kendimi aldım 
nereden dönersem 
biraz dağınık kaldım 

kıyılara vura vura hayatın 
yosun tuttu düşlerim 
aynaları kullanarak eskittim 
eskidi gülüşlerim... 

ben ömrümün rahlesinde yanlış yüzlerle aşındım baktım, çıldırdım işte isyana 
ve inkara böyle taşındım! 

ama bu eski inkar 
bu sözler 
bu yüzler eksik 
ve eski 

ve eski gülü sula, kanı yıka, toprağı öp, yolu geç; ağıtı, ölümü geç suları, şarapları, salkatanatları… vardığın yerlerde cüzzamlı çağ 
göreceksin! zemherilerde öğüttükçe şarkılarını, kendini yeniden, yeniden 
keşfedeceksin! 

eski sonbahar öldü 
şimdi yeni bir kışı'ım 
bakarak uzaklara 
verilmiş sözüm 
kalmışım tuzaklara... 

düşerken tuzaklara 
haydi, sokağa fırla 
yağmura bakam ,geçer 
aldırma! 

bir mezar kaz 
üşüyen yalnızlığa 
bir mezar 
eskimiş ayrılığa... 

ağarken uzaklara 
geç yağmuru, ihaneti, külü geç! 
her şeyi aş 
ölüme ulaş 
ölüme dalaş 

artık kaçtığın yer kaçamadığın yerdir! 

sonbahar öldü...son kez söylendi o eski sözler 
şimdi dağlardan kopup tepeme çöken şu ürkek bulut 
ve Erzincan'ın saçakları buz tutmuş dar, matemli evleri 
bana nal seslerine özlemimi anlatır 
devrilip giden ölü yılları anımsatır 
ölü yıllar bana neler...neler anlatır 
kalbimde bir Vivaldi, bir sızı kalır... 

oysa ben o balçıklarda izler bıraktım 
yeni yağmurlarda, yollarda esamem okunmuyor 
ki her yeni güz için yeni şarap açtım 
yeni şarapların güzleri anılara uymuyor 

yeni şarapların güzleri anılara uymuyor 
yalnızlığım kuytularda soluyor, ah ,soluyor! 

demek hep yanlış kadınlar için atmışım zarlarımı 
ama atmışım! 
ve hep yanlış yollara oynamışım ömrümün bütün kumarlarını... 

yenilgiler kapımı ayaz mevsimini çaldı 
kalbimde bir Vivaldi,bir sızı kalır... 

artık bu sözlerde olacağım...bu sözleri yazdığım yerlerde kalacağım ve bütün 
yaslı hayatları toplayarak kışların ortasına; yaslanarak aşklarımın yasına, anıların 
buğusunu öperek yazacağım… buğusunu öperek yazacağım...
Yılmaz ODABAŞI
"Aşk Tek Kişiliktir"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder