Öne Çıkan Yayın

Nazım Hikmet / CEVAP

  CEVAP  O duvar o duvarınız,                 vız gelir bize vız! Bizim kuvvetimizdeki hız, ne bir din adamının dumanlı vaadinden, ne de bir...

19 Mart 2018 Pazartesi

MASUM VE ÇIPLAK ~ Engin Turgut

MASUM VE ÇIPLAK

Acıkmış düşlerinden, susamış ruhundan bak bana. Mavi 
ışığın boşluğa düşmesin, renklerin kalbine sızan suçsuz 
gözlerinle ışıldıyor çiçeklere su veren ellerim, görüyor 
musun? Hayalci bir avcı gibi sokuldum, bir kuş gibi 
havalanıp, masum ve çıplak bir uçuşla kondum uçlarına 
ve yanına uzandım ve birlikte bakıyoruz konuşkan 
yıldızlara. Sabahları erken uyanan bir doğa gibi, ne 
kadar da çalışkan kolların var senin. Kollarına sığınsam 
da hep esin perim olsan. Attila İlhan şiirleri okuyarak 
açılsak denizin sonsuz sarhoşluğuna Bilirim çiçeklerle 
konuşursun, bütün sokaklarına, dağlarına, bayırlarına 
aşk kaçmış senin. Yeryüzündeki bütün kelimeleri 
üzerine boca etsem onlarca şiir dökülür eteklerinden.

Martıların denizi koklaması, denizi öpmesi ne kadar 
güzeldir ve sen ne kadar güzel ve beyaz bir kadınsın 
böyle. Gökyüzü akıyor üzerinden. Gözlerin şiir odası 
değil de nedir? Gözlerini özlemekten sisli bir adaya 
dönüştü gövdem, görüyor musun? Düzyazı bir şiir gibi 
bakıyorum sana. Gövdemin hayatını altüst eden 
tutkunun ta kendisi olmalısın. Arzuyla bakan o sıcak 
masumiyetin aşktan daha da derin. Bak ne güzel 
uzandım bulutlarına. Gözlerinin önünde eğildim. O 
masum ve çıplak yanınla dokun üşüyen dudaklarıma.

Kalbinin duvarlarına resimlerini yaptım. Bir rüya 
merdiveni bulsaydım da arzuyla bakan gözlerinin 
avlusunda sabahlasaydım. İştah uyandıran tenha 
yerlerine bakmaktan bıkmadım. Dildaşım sen ne güzel 
susuyorsun böyle, sana çok hayranım. İnsandaşım sen 
ne güzel gülümsüyorsun böyle, sana çok susadım. Islak 
ağzından şurup yaptım hadi gel kana kana içelim. Akide 
şekeri kokan dilin güzel kelimeler karnavalı, senin her 
kelimen aşka çıkıyor. Kalbin porselen midir, kötü bir 
kelimenin rüzgârından kırılacakmış gibi duruyor. Elma 
ağacı yüzlü sevgili, yanaklarını okşayasım, yüzüne 
dokunasım geliyor. Ahşap bir derdim var benim. Beni 
bir güve gibi yiyip bitiriyorlar. Bu aşk şalını çıplak 
omuzlarına örtmeliyim. Bak bunlar benim kelimelerim, 
onlar da çok üşüyorlar. Tatlı kurbağam benim, neşeli 
bir ıslıksın ağzımda.

Gülümsemenin ay parkında salıncakta sallanan 
çocukların coşkusunu taşıyorsun. Gözlerindeki o derin 
ikram ve davet iyiliğin ve sevincin billur bahçesi olmuş. 
Taş suyu içti, ben seni içmeye doyamadım. Parıldayan 
bir istiridyeyim sana ben, incim olur musun? Öksüz ve 
yetim bırakırsan bu aşkı, yıldızlar ağlamaya başlar ve bu 
şiirdeki makamın canı acır. Farid Farjad yağmurun ve 
İstanbul’un ruhunu ısıtıyor, duyuyor musun? Ve 
durmadan bir efkâr gibi yağan bu yağmur ikimize ne 
kadar da çok yakışıyor biliyor musun? Salacak 
vapurunda unutulmuş bir şapkanın rüzgârı esiyor ve 
mutlu bir sabah kahvaltısı kokuyor o uzun ve ince ellerin.

Ve ben seni Vivaldi’nin dört mevsimine de sığdıramam. 
Benim için bir yaz meleği tadındasın, hercai menekşeler 
dökülüyor kıvranan kıvrımlarından. Dünyamızın yarısı yaz 
ama yarısı yasta. Elimi kalbime götürsem de söylesem. 
Kutsal meleklerin kanatlarını kopardılar. Bak 
artık göller kurudu, nehir akmıyor, yağmur herkese 
yağmıyor, balıklar küstü, yaralı bir çağın ayakları 
birbirine dolaşıyor. Kan ve gözyaşından geçilmiyor 
rüyalarımız. Rüyalarımıza ve düşlerimize el koymuşlar. 
Hadi gel yeni bir çağın serçe kalbiyle aklımızı 
temizleyelim. Kapansın kara delikler ve çekip gitsin 
tarihin katil yüzlü, zıvanadan çıkmış çirkin yüzleri.

Günaydın ey gözleri İstanbul parıltısı sevgili, kalbindeki 
Şems hep açık kalsın, Günaydın Goran Bregoviç’in 
ritmik kalbi. Günaydın “Çingeneler Zamanı”. Bugün 
günlerden seninle yapılan küçük domatesler kahvaltısı. 
Günaydın esmerliğini aşkın masumiyetinden almış ruhu 
Tango’dan geçilmeyen masum ve çıplak sevgilim. 
Acıkmış düşlerinden, susamış ruhundan bak bana!
 
Engin Turgut

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder